Hadi gel TEM’de yürüyüşe çıkalım...
Yıllar önce haftada 3 gün sabahları 07 de Güneşli’deki evine gidip, saat ücreti ödeyerek kendisinden “English conversation” pratik dersleri aldığım TGRT ingilizce haber spikeri Amerikalı müslüman “Abdülkerim”, ders sonrası sohbet esnasında bana demişti ki; “Türkler enteresan gerçekten, geçenlerde otobanda yürüyüş yapan bir çift gördüm. Ne kadar tehlikeli bir iş yapıyorlardı. Çünkü otobanda hız sınırı diğer şehiriçi yollardan daha yüksektir ve araçların neden olduğu hatalar genelde ağır trafik kazaları ile sonuçlanırlar ve de ölümcül olurlar. Düşünebiliyor musun, lastiği patlayan bir araç, refüje çarpıp durmaya çalışacakken belki de o yürüyen çifte çarpacak. Sonuç daha vahim olur tabii ki.”
Abdülkerim’in hayretini uyandıran ama bizlerin alışık olduğu; otobanda karşıdan karşıya yaya geçmek ya da yürümek gibi konulara tekrar döneceğim. Daha sonraki yıllarda reklamcılık yaparken belediye, karayolları ve trafik işaretleri ile ilgili ek bir ilgi alanım da oluştu kendiliğinden ve o sırada otobanda yürümenin neden ülkemizde kolay olduğunu öğrendim.
Reklamcılığa 1986 da başladım. Cağaloğlu’nda İki oda, iki masa, bir telefon, karanlık oda ve alman malı dizgi makinesi olan bir giriş kat dairesinde...Faks makinem bile yoktu.
Üniversiteyi yurtdışında okumuşum ve rahmetli babamla rahmetli amcam yayınevindeki ortaklıklarını bitirme kararı almışlar. Bir de baktım ki ayrıldılar, eski yayınevi, tüm yayınlanmış eserlerle birlikte amcama kalmış. Bize düşen dedi babacığım “yeniden yeni bir yayınevi kurmak ve birçok değerli eseri hayata kazandırmak”. Haydi hayırlı olsun bakalım dedim içimden ama başıma gelebilecek zorlukları daha bilmiyorum tabii ki. Neyse çok uzatmayayım, “para saymayı” bile bilemediğim o dönemde birçok zor ve yeni işler yapmaya çalıştım. Bir tanesi de babacığımı ikna edip “reklam ajansı” kurmak idi. Panel Reklamcılık işte böyle kuruldu 1986’da. İlk müşterimiz Feniş Holding olmuştu ve “Feniş Alüminyum” markasına basın kampanyası yapmıştık. Hiç unutmam YK başkanı Sedat Aloğlu beyefendi, “Yıllardır beynimin içinde olan ve dışarı çıkartmadığım mesajları sanki okudunuz ve uygulamaya geçirdiniz” demişti. Kampanyanın ana teması “karar verme anında doğru düşünün ve Feniş Alüminyum taktırın” ve “Bizde terzi dikimi özel projeler özel müşteriler için üretilir” idi. Birincinin görselinde atla şah mat yapmaya hazırlanan el ve satranç tablası. İkincide ise usta bir terzinin ellerindeki giysi.
Sonra Ülker ile çalışmaya başladık. İlk işimiz “Lüks Gofret, 9 kat tat” idi ve relansmanında çok başarılı olmuştuk. Başarının göstergesi satış rakamlarının hızla artışı idi. Sabri Ülker beyefendi “genç ve tecrübesiz olduğunuzdan size iş vermekte başlangıçta tereddüt ettim ancak bizim gururumuz oldunuz” dediğinde yıllar sonra duygulanmış ve kendimi dışarı attığımda gözyaşlarımı tutamamıştım.
İşler işleri takip etti ve 90 yılında Gayrettepe, Altan Erbulak sokaktaki apartman dairesini aldım. Orası benim ilk gayri menkulum olma özelliğini de taşır. O dairede birçok şirketin kuruluşunu yapıp sonra da büyük yerlere taşımışımdır.
Yıllar geldi geçti bizim ajans ekibi büyüdükçe büyüdü, müşteriler arttıkça arttı. Gün oldu İtalya’dan müşteri aldık, gün oldu İstikbal grubu ile çalıştık, gün oldu ajansta sabahladık gün oldu ajansa sığamadık müşterilerin çokluğundan ya da ekip büyüdüğünden.
2 odalı bir ajansken Ortaköy’e taşınıp, 6 katlı binanın içerisinde kaybolmamak için oklar, işaretler koyduk kendi kendimize. İşte o zaman “information signs” firmaları ile tanışmıştım...
1994 te açık hava reklamcılığı da yapmak kararı alıp Magic outdoor’u kurdum. Magic, ilk iş olarak İETT otobüslerinin üzerlerine reklam almak üzere otobüslerin kaportasını kiralamıştı. Ne ilginç bir iş dalı değil mi? O zamanlar Türkiye’de kimse bilmezdi zaten nasıl yapılacağını bu işin. Ben de gittim Almanlardan öğrendim zaten, sonra gelip bizde uygulamaya başladım. Ayrıca otobüs duraklarını da reklamlı, ışıklı, oturaklı “şehir mobilyaları” ile değiştirmiş ve yepyeni bir mecra yaratmıştık...
İşte o yıllarda İBB APK başkanı Mustafa Ilıcalı beyefendi ile tanıştım. APK dairesi, Istanbul’un ulaşımından sorumluymuş meğer. Ben, Avrupa veya Amerika’da “sign” reklam fuarlarına gittiğimde, fuarlarda trafik ile de ilgili de bölümler dikkatimi çekti ve Mustafa beyi haberdar ettim. Londra’daki traffic signs fuarına birlikte gittik ve oradaki kontaklarım sayesinde Londra trafik idaresinin ana kumanda binasına girip breef aldık.
Aman Allah’ım ben konuya uzak biriydim ama öğrendiklerim karşısında hayrete düştüm. Meğersem megakent tarfiğini planlamak ve yönetmek ne muazzam bir işmiş ve planlayınca da tıkır tıkır işliyormuş. Londra’da okuduğum yıllarda zaten hep hayret etmişimdir. Oxford street’in tek gidiş gelişli yolu bile belediye otobüs duraklarına rağmen hiç tıkanmazdı. Nasıl beceriyorlar der dururdum o zamanlar.
Ayrıca fuarlarda gördüklerimden çıkarımlarım şunlar oldu;
• Işıklı veya ışıksız trafik işaretleri, insan hayatını korur ve yol emniyeti sağlarlar. İşlevleri yalnızca trafiği düzenlemek değildir.
• Asfaltın üzerinde, kaldırımla birleştiği yerlerde veya kaldırım üzerindeki fosforlu sarı-beyaz renkte çizgiler aslında konuşan, şunu yap ya da yapma diyen çizgilerdir. Yol kenarında zikzak sarı çizgi; sakın durma, parketme, kavşak ortasındaki sarı baklava dilimleri; dönerken dahi durama demekmiş.
• Refüjün başlama noktasına, plastik içi boş kamyon vursa parçalanmayan, içten ışıklı duba koymuşlar. Üzerinde ya sağa mecburi dönüş ya girilmez ya da dikkat işareti koymuşlar. Yani kazara vursan bile sana birşey olmaz. Zaten o ışıl ışıl yanan sarı dubayı ancak kafası iyi olanlar yada körler görmezler.
• Şehrin her yerinde kameralar... Sam amca is watching you durumu.
• Asfalt harcının içerisine eski araç lastiğinin atıklarını koyup “sessiz asfalt” yapmışlar. Uzun yolda araçla seyir halindeyken sanki yolda gitmiyorsun da uçuyorsun desem belki biraz abartılı mı olur bilmem ama, yetkililer bizi deneme sürüşüne çıkardılar aradaki farkı çok belirgin hissettik.
• Önce sokak sokak, mahalle mahalle şehrin çizimini çıkarmışlar. Trafik yönlendirme işaretlerini planda belirlemişler, üretiminin siparişini vermişler ve en sonunda da yerlerine yerleştirmişler. Hepsi barkodlu, devrilenin aynısını gelip yerine dikiyorlar. Bizde nasıl olduğunu sordum aldığım cevap şu oldu “Bizde zaten mevcut bir düzen var, arada bir kamyonetin arkasına arkadaşlar birçok yönlendirme levhasını atarlar sokakları dolaşırak eksik, devrilmiş varsa oralara işaretleri yerleştirirler. Zaten hangi yolun tek yön, hangisinin yaya yolu olacağına UKOME karar verir.” Bu UKOME konusuna daha sonra tekrar döneceğim ! “Bizde ana artelerden büyükşehir belediyesi sorumludur, ara sokaklardan ise ilçe belediyeleri”
Bu farkı ben de gözlemledim. Istanbul’un en medeni trafik işaretleri “Kadıköy” ilçesinde. Geri kalanlar kamyonet arkasından yönetilmiş olanlar galiba.
• 1980 lerin sonlarına doğru digital uyarılar, işaretler başlamış devreye girmeye; “dikkat kaza var ya da şu anda buzlanma riski var...gibi” Bunlar çok şükür biz de de başladı son yıllarda. Herhalde UKOME’ye çaktırmadan hayırlı bir iş yapmayı başarabilmiş bizim çocuklar.
• Otoban “petrol” polisi var ayrıca. Araçlarında radar, kamera her türlü techizat mevcut. Yanlış uçan kuşa bile ceza kesiyorlar. Yaya, araç, yol yapımını üstlenmiş müteahhit...hiç farketmez, kesiyor cezayı. Bazen de direk yargıya havale ediyor, yargılanıyor suçlu.
• İsviçre’de Avrupa’nın en uzun tüneline götürdüler bizi. Yoğun saatlerde bizim boğaz köprülerinde olduğu gibi karşı şeritten bir şeridi yoğun olan tarafa katıyorlar ama bir saat önceden şıkır şıkır uyarı ışıkları yanmaya başlıyor, 15 dakika öncesinde sesli uyarı ile 5 km öncesinden yavaşla uyarıları da başlıyor ve o an geldiğinde, kumanda odasında kameralardan zaten her detayı gözleyen görevlinin düğmeye basmasıyla yerden yavaş yavaş şerit ayırıcı işaretler kalkıyor ve extra şerit diğer tarafa katılıyor. Öyle bizdeki gibi “kamyonet” arkasında “ya allah bismillah Allah’ım bugünü de kazasız belasız atlatırız inşaallah” diyen arkadaşların elleriyle külah duba yerleştirmesi ile olmuyor bu iş İsviçre’de.
• Duyduğumda hayret ettiğim konulardan birisi ise “Taxi” şoförlerinin belirli periyodlarla adres bilgisi sınavına tabi tutulmaları olmuştu. Bizdeki gibi “abi sen tarif edersin di mi, ben karşı tarafın taksisiyim de” diyemez yani taksici amcam, derse cezayı yer, tekrarlarsa ehliyeti iptal.
Sonuç olarak, aramızda dağlar var. Bu dağları da ancak Ferhat eritir herhalde. Şirinine kavuşma aşkı ile... Çünkü Ferhat, kararlı bizimkiler ise “biz adam olmayız” deyip topu taca atıyorlar. Anladım ki trafik problemine çözüm ancak “güçlü irade ve azim” ile olur
Bizdeki belirgin eksikler ya da yanlışların en önemlileri şunlar olsa gerek;
• Yol kenarlarına park edememeliyiz. Yolun akışını engelliyoruz.
• Otobüs, minibüs ve taksiler yolun akışını engellercesine duraklama veya indirme, bindirme yapıyorlar. Açık olan yol bile tıkanıyor. Tıkanan yol, ona bağlı olan yolu tıkıyor...
• Otobanda sollarken ihtiyaten kendi şeridimizin solundaki şeritten de biraz çalıyoruz. Çok tehlikeli işler yapıyoruz.
• Bayramda seyranda, tatillerde taşra plakalı araçlarla Istanbul’a gezmeye gelenler şaşkınlıktan ne yapacaklarına karar veremiyorlar. Haklılar, istersen Etiler Mado’nun önünde dur, Kızıltoprak Carrefour’a nasıl gidilir bir tarif et bir yabancıya. Edemezsin çünkü işaretler yok. Ya da bir var bir yok...kalırsın ortada, yaşasın açık dükkanlar, onlara adres sorar bitiririz işi.
• Otobanda “küçük”, “minik” ya da “eski” araçlar en riskli araçlar çoğu zaman çünkü sahipleri acemi ya da tek varlıkları o araç olduğundan tedirginler. Otabanda tedirgince hareketler çok tehlikeli.
• Yol yapımı var. Kapalı işaretini koymuş “müteahhit” ama sonra bırakmış seni ortada. Eee nereden gideceğim ben. Sor bakkala, sor manava. Boston’da yol yapımını alan müteahhit’in ücreti mukabili “trafik polisi” kiralamak zorunda olduğunu duyduğumda neredeyse küçük dilimi yutacaktım.
• Otoban aslen iki şeritli yoldur, araçlar sağdan giderler, yalnızca sollamak için sol şeride geçerler. Yerleşim merkezine yaklaşınca 3-4 şeritli olur. Otobanda sağdan gitmek aslolandır. Öyle en sol şeride geçip tin tin gitmek olmaz.
• Otobanda veya şehir içi ana arterde “yaya geçidi dışında illegal bir yaya karşıdan karşıya geçme” durumu varsa bizde, kişi kesinlikle “gülerek ve koşarak ” karşıdan karşıya geçiyordur.
Gelelim UKOME’ye;
Büyükşehir Belediyesi Başkanı’nın başkanlığında icraat yapan bu merkezin kuruluş kanununu kopyaladım, işte buyurun;
BİRİNCİ BÖLÜM : Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Kuruluş
Madde 17 - (1) UKOME, büyükşehir belediye başkanı veya görevlendireceği kişinin başkanlığında;
a) Büyükşehir belediye başkanınca, belediyenin ulaşım ve yatırımlarla ilgili daire ve işletmeleriyle bağlı kuruluşlarından en az şube müdürü seviyesinde görevlendireceği en fazla on kişinin,
b) Milli Savunma Bakanlığı temsilcisinin,
c) Jandarma Genel Komutanlığı temsilcisinin,
ç) Emniyet Genel Müdürlüğü temsilcisinin,
d) Sınırları içersinde deniz bulunan büyükşehirlerde, Sahil Güvenlik Komutanlığı temsilcisinin,
e) Sınırları içersinde deniz bulunan büyükşehirlerde, Denizcilik Müsteşarlığı temsilcisinin,
f) Karayolları Genel Müdürlüğü temsilcisinin,
g) Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü temsilcisinin,
ğ) Kara Ulaştırma Genel Müdürlüğü temsilcisinin,
h) Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü temsilcisinin,
ı) Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü temsilcisinin,
i) Kendi belediyelerini ilgilendiren ve belediyelerinin yetki alanı içerisinde oluşan ve o belediyenin sınırları içerisinde başlayıp biten ulaşım konularında ilçe ve ilk kademe belediye başkanları veya görevlendirecekleri bir üyenin,
katılımından oluşur.
(2) UKOME toplantılarına ayrıca, gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının veya oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun temsilcileri oy hakkı olmaksızın görüşleri alınmak üzere davet edilir.
(3) Büyükşehir belediyesinin öteki birim başkanları ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, ilgili vakıf ve dernek temsilcileri görev alanlarına giren konularda, oy hakkı olmaksızın görüşleri alınmak üzere toplantılara davet edilebilirler.
Görev ve yetkileri
Madde 18 - (1) UKOME, büyükşehir içindeki kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesini sağlamak üzere; ulaşım, trafik ve toplu taşıma konularında üst düzeyde yönlendirici karar alma, uygulama, uygulatma ve ilgili mevzuattaki usulüne göre gereken tesisleri kurma, kurdurma ve işletme hak ve yetkilerine haizdir.
Tam 22 kişiden oluşan bir kurum. Çoğunluk oy ile karar alınabiliyor. Minibüs zammı, Metrobüs hattı, bağdat caddesini tek yön yapalım kararı, taksimi araç trafiğine kapatalım kararı, yol işaretlerini şöyle değiştirelim kararı, okul servislerine şu kuralları getirelim kararı...vs, vs hepsi yukarıda gördüğünüz zevatın %51’nin evet demesiyle olacak. Tabi işin içerisinde onbinlerce taksi, minibüs hattının ekmek hesabı ya da bir başka deyişle rantı sözkonusu olduğundan başlıyor kulisler, lobiler. Trafik işaretlerini halletmek kaldı yine bizim “kamyonet”çilere.
Batılı çok güzel çözmüş bu işi de. Tek bir patron olur demiş o da “Belediye başkanı”dır, nokta.
Polisi, itfaiyeyi O’na bağlamış. Trafik düzenini O’nun yetkisine vermiş. Halk da düzensiz bulduğunu devirivermiş seçimlerde. Düzenli bulduğuna da devam demiş.
Sonuç olarak, biz Mustafa beyefendi ile uğraştık didindik. İngiltere’den uzman getirtip sokağa çıkma yasağı olan bir nüfus sayımı gününde Sirkeci-Yeşilköy sahil yolunu pilot plan olarak çizdirdik.
Ama nafile....
UKOME’yi aşamadık. Meğersem baştan aşağı yeni bir düzenleme UKOME’yi bile aşabilirmiş. Ulusal güvenlik sorunu bile olabilirmiş dediler.
Şayet UKOME’yi aşabilirsek Istanbul’da yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz;
• Avrupa yakasında Taksim, Nişantaşı, Sirkeci. Anadolu yakasında Kadıköy, Üsküdar I. Derecede yoğun, 1 km. Çapındaki semtler II. Derecede yoğun, 2 km çapındaki semtler III. Derecede yoğun bölgeler ilan edilir. Araçlara zorunlu “OGS” monte edilmiş olur ve I. Bölgeye giriş 10 tl, II. Bölgeye giriş 6 tl, III. Bölgeye giriş ise 4 tl olur. Yoğun olmayan bölgelere giriş ücretsizsizdir. Londra, Singapur böyle.
• Cezalar yüksek olmalı; en düşüğü 250 TL... yayaya da ceza kesilmeli.
• IETT, halk otobüsleri, minibüsler, taksilerin durak ve indirme&bindirme yerleri kesinlikle ana yoldan şerit çalmamalı ve “cep” te olmalı. Onların cep dışına taşma ihlali olduğunda cezası en az 250 TL olmalı. Bu konu çok önemli, dikkat ediyorum aslında yolda kaza yok, tıkalı değil ama otobüs, minibüs durağındaki toplu taşıma araçları yoldan extra bir veya iki şerite tecavüz etmişler, bu defa yol tıkanmış.
• Kaza olduğunda yavaşlayarak veya durarak seyredenlere “seyretme” cezası kesilmeli ve bu ceza en az 250 Tl olmalı. Şimdi diyeceksiniz ki “canım insanlık öldü mü?, ya bir yardım gerekiyorsa...” Biraz kendimizi kandırmıyor muyuz acaba. Asıl mesele merakımızı gidermek belki de. Bir de arkadan gelen ambulansın zamanında olay mahilline intikaline de engel oluyoruz. Varsa yaralının seyredene değil hemşireye ve acil müdaheleye gereksinimi var. En hayret ettiğim de zaten otobanda karşı şeritte kaza olur, bizim şerit te tıkanır, aracını yavaşlatıp seyredenler sağolsun. Zaten “kelebek efekti” bu...Biri bir frene basıp yavaşlasın 500 mt arkadaki durmak zorunda kalır, böylece arkalara doğru trafik sıkışır.
• Bilgilendirme işaretleri önce bilgisayar ortamında planlanmalı, barkodlanmalı sonra da yerlerine yerleştirilmeliler. Bir ağacın dalları ardında kalmadan, esnafın duvarına monte edilmeden, kuralına uygun bir biçimde.
• Hadi diyelim kamu güzergahlarında bürokrasiye ve vizyonsuz, sorumsuz yöneticilere takılıp duruyoruz, peki özel sitelerde veya binalardaki bilgilendirme işaretleri eksiklerine ne diyeceğiz? Acarkent’te adres bulmak ya da bir avm otoparkında asasörü bulmak için kaç kişiye “sormak” gereğini hissediyoruz değil mi? Marifet sormaya gerek duydurmamak...
Eminim bu yazıyı okuyanlar akıllarına gelen üç beş madde daha ekleyeceklerdir... Eğer bu yazdıklarımızı kararlılıkla uygulayabilirse yetkileler sıkıntı azalır.
Yoksa...
Trafik kazalarında yaşamlarını kaybedenlerle alay edercesine “trafik canavarı yine can aldı” tv haberlerine devam...
Zaman ve yakıtı boşa harcamaya devam...
Sinirle, stresle, kavga ile dolu günlere devam...
Bakkala, çakkala adres sormaya devam...
TEM’de yürüyüşe çıkmaya devam...