Twitter @omistanbul
"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM
Bu Blogda Ara
6 Ağustos 2010 Cuma
Love is simple...
Love is simple…
Dün akşam Buika konserinde içimdeki sönmüş yanardağ yine yine yeniden patladı, sıcacık, kızıl alevler beni sarmalayıp üşümüş donmaya yüz tutmuş yüreğimi tekrardan ısıttı ve hayata yeniden döndüm sanki.
Yer, gizemli mi gizemli, sepetçiler kasrı, hemencecik Gülhane Parkı'nın altı.
Akşam karanlığında İstanbul ışıl ışıl, sol tarafta Galata Köprüsü, karşımda Pera, sağ tarafta da gelin gibi süzülen rengarenk görkemli Boğaziçi Köprüsü, esen tatlı meltem de yanında kar sanki. Her tarafa serpilmiş, güleryüzlü şık giyimli insanlar, efsane aşk tanrıçası Buika’yı bekliyoruz.
Ettiği dans, sahnede çıplak ayak şarkı söylemesi, orkestranın fotoğraflarını çekmesi ara ara, insanı hıçkırıklara boğmaya müsait sesi… Küçük biri ama sahnede devleşiyor…
Hele arada bir mikrofana yaklaşıp hayat felsefesini insanlarla paylaşması… sade ve yalın, abartısız, ders verir gibi değil geyik yapar gibi… El hareketleri ve mimikleri zaten herşeyi anlatmaya yetiyor. Hele o gülümsemesi var ya, boğaziçi kadar güzel, Istanbul kadar gizemli, sevgilisine yeni kavuşmuş bir aşık kadar neşeli…
İki biletim vardı, birlikte gideceğimiz arkadaşım beni ekince J yalnız gittim. Arkadaşımın bileti de bir Jazz severi öyle sevindirdi ki, kenarda oturmuş bekliyordu, biletler tükenmiş, satan da yok. “Buyrun” dedim, davetlisiniz…Gözleri ışıl ışıl oldu sevinçten. Trakya’dan tatil için birkaç günlüğüne Istanbul’a gelmiş Dr. Fatoş hanımefendi, son Jazz konserini kaçırmak istememiş.
O büyülü gecede düşünme fırsatı buldum, daldım uzun uzun, Buika’nın arada bir söylediklerini düşündüm, yalnız olduğum için şanslıydım belkide. Arada bir saklaya saklaya gözyaşı döktüm. Buika ile başbaşa kalmak iyi geldi dün gece bana…
Şarkıları, sesi, sahnesi, dinleyicileri ile iletişimi ne kadar harikaydı anlatmaya kelimeler yetersiz kalır, merak edenler CD veya DVD lerini alıp keyfine varsınlar. Ben biraz felsefesinden söz edeceğim.
LAST DRINK LAST LOVE;
Hani barmen son içki der ya… kapatıyoruz, daha yok… heveslenme, yetti zaten, sonnnn. Sen yine istersin, hatta uzatır elini doldurmak istersin bardağını, fütursuzca… İşte “bu son aşkım” dediğin aşk da öyledir, kızsan da kovulsan da kovsan da üzülsen de ağlasan da “bu son” olmaz bir türlü, hatta barmene çaktırmadan elini uzatmak ve yenisini doldurmak istersin. Aşk istersin, aşık olmak istersin. Aşkı tattın mı bir, zaten tadı damağında kalır, bedeli ne olursa olsun onu yine tatmak istersin.
Son aşk yoktur…
Çaktırmadan yaparsın bunu çünkü kendi nefsini de kızdırmak istemezsin bir taraftan. Hani ona da söz vermiştin ya. “Bu son”, “bir daha asla”demiştin ya kendi kendine. Barmen de aslında “en yakın arkadaşın”, “egon” ya da “psikoloğun” rolündeki akıl veren. “Kapatıyoruz” bu son, bir daha yok… Olsa bile yine aynı heyecanım olmaz, aynı coşku olmaz demiştin ya kendi kendine. İşte sahne aynı sahne.
Buika diyor ki “Son kadeh nasıl olmazsa son aşk da olmaz” o barmen engel olursa bir başka bara gider yine içersin… Barmen hangi rolde? Bazen içimizdeki asker, polis, özgürlük kısıtlayıcı, antimutluluk görevlisi, akıl, mantık, hesap kitap memuru, mutluluk düşmanı… İşi gücü matematik, hesap kitap...
LOVE AND FREEDOM ARE SIMPLE BUT WE MAKE THEM TOO COMPLICATED;
Bu söze bayıldım…
En sade, kolay ve basit şeyleri bile zor, ağır ve komplike hale getirmekte üzerimize yoktur.
Amerikalıların ilişkilerle ilgili bir lafı vardır;
“No judgment, no drama, no gaming…”
Yargılamak, drama ve oyun oynamak kötü şeyler…
Aşk ve özgürlük…
En doğal ve basit yaşanması gereken iki şey.
Gerisi boş zaten.
Aşk;
Aşkı yaşarken bunun Tanrının herkese nasip etmediği bir lüks olduğunu bilerek basit, sade, doya doya, başka hiçbirşeyi umursamadan, uçarak, kendinden geçerek yaşamak…Ne kadar sürerse sürsün, sonunda evlilik veya ayrılık olsun farketmez. Evlilik olursa süper olur o başka.
Özgürlük;
Özgürlüğe de, anayasa ile, kanunlarla, gelenek göreneklerle kısıtlamadan saygı duymak.
Yok efendim jeopolitik ve coğrafi açıdan hassas bir yerdir Türkiye… O yüzden bazı özgürlükler kısıtlanabilirler felan filan…
Ana karnından çıktığı andan itibaren her bir bireyin düşünme, ifade etme, konuşma, istediği ismi, dini, dili, kültürü, giyim şeklini, ideolojiyi seçme ve teşebbüs özgürlüğü vardır.
Hiçkimsenin bireysel özgürlükleri kısıtlanamaz nokta…
WE LOVE EACH OTHER;
Birbirimizi ne kadar seviyoruz?
Safça evet enayilik derecesinde safca kaç kişiyi seviyoruz şu kısa ömürde. Mutluluk, herşeyin altındaki cinliği görmemekte, basitlikte, saflıkta saklı galiba.
Hiç tanımadığın birini sevindirdin mi?
Sırf sevinç çığlıkları duymak için hesap yapmadan borç para, zaman veya emek verip denize attın mı?
Belki de cümle şöyle olmalıydı;
We do not love each other…
Evet, biz aslında birbirimizi pek sevmiyoruz. Çünkü koşulsuz sevmek için biraz saf olmak gerek, ona da egomuz ve kaygılarımız pek izin vermiyor işte.
DEFENSE YOUR STORY;
Hepimizin bir hikayesi vardır ya hayatla ilgili; acı, tatlı, uzun, kısa, sıkıcı, keyifli...vesaire, vesaire...
Hikayeni savun. O, senin hikayen, senin hayatın, senin dünyan çünkü...
INNER BUIKA IS BIGGER THEN ME;
İçinde bir canlı var, bir ruh var. O, senden daha büyük ve daha ulvi...
Ben içimdeki Buika'yı keşfettikçe O'nun benden daha yüce olduğunu anladım.
O'nu tanımaya ve sevmeye çalış, çünkü iç huzurun onu tanımaktan ve onunla dost olmaktan geçiyor.
Haşmet Babaoğlu, Buika’yı Çeşme Kalesi’nde izlemiş, bugünkü yazısında hayranlığını şu cümlelerle dile getirmiş;
“Geçtiğimiz pazartesi akşamı Çeşme Kalesi' nde dinlediğim Concha Buika konseri de böyleydi işte!
Sahnenin tamamı gökyüzünden indirilmiş gibiydi.
En arkada sırtını kalenin güçlü taşlarına dayamış incir ağacı...
Piyanoda çok yumuşak fakat inanılmayacak kadar hızlı parmaklarıyla bizi şaşırtan Ivan Melon; vurmalılarda (Joaquin Cortes dvd'lerini izleyenlerin hatırlayabilecekleri) Kübalı bir usta, Fernando Favier; kontrabas'ta Danny Noel...
Önlerinde...
Küçücük kırmızı bir halının üzerinde...
Kederin, öfkenin, şefkatin, kavuşmaların ve ayrılıkların eşsiz sesi Buika...
Hem bu nasıl bir gülümsemektir!
Konser dinleyicisini bir anda alıp göksel bir dünyaya taşıyıveren başka bir gülümseme var mıdır!
Flamenco, tango, Küba ve Afrika ritimleri; biraz caz kıyıları, biraz fado ufku...
Hepsine doyduk o akşam!”
Sevmek, sevilmek ve aşk…
Kanımca insanların “mutlu” azınlığına kısmet olan değerli şeyler. Eee her işadamının nasıl zenginler listesine girme garantisi yoksa sevilmek ve aşkı yaşamak da garanti değil hatta en az zenginler listesine girmek kadar zor.
Madem ki sevmek zor, sevilmek zor. O halde diyorum ki “sevmek ve sevilmek zorunda olmadığımızı bilelim”, boşu boşuna hayallere kapılmayalım, umutlanmayalım, hayal kırıklıkları yaşamayalım.
Saygılı olursak, etrafımızdakilere değer verirsek belki de sevilme şansımızı da artırırız değil mi?
Teşekkürler Buika,
We love you…
21,07,2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)