Twitter @omistanbul

"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM

Bu Blogda Ara

17 Mart 2010 Çarşamba

Avataruh...

Avataruh…

Yine bir film…
Avatar…
3 kez izledim kara gözlüklerle, 3 de Oscar aldı bu yıl....Senaryosu, görsel yönetmeni, efektleri, makyajlar, oyuncular ve de bütçesi müthiş. Ben böyle filmler için “izlemediysen yaşamıyorsun” derim. İşte öyle bir film…
Filmin senaryosunda malum, Pandora gezegenindeki madeni ele geçirmeye çalışan batılı medeni ! dünyalılar ile masum Na’vi halkının mücadelesi ele alınıyor.
Na’viler, 2.5-3 mt boyunda, kuyrukları olan yarı çıplak yaratıklar.
Doğayla barışıklar. Yırtıcı hayvanı bile öldürmek zorunda kaldığında ondan özür dilercesine dua ederler, doğaya ve birbirlerine zarar vermezler.
Ağaçların kökleriyle birbirlerine bağlı olduğuna inanırlar.
En önemlisi herşeyin farkındalar…
Kendi ruhlarının, diğer Na’vilerin, doğanın, hayatın…
Başroldeki kız Neytiri, iyi oğlan ve yarı dünyalı Na’vi Jake Sully’e “I see you” dediğinde buz kesildim neredeyse.
Ne muhteşem bir anlatım şekli; “seni görüyorum”…
Ruhunu görüyorum, hissediyorum. Bal kavanozunu dışından yalamıyorum. Kaşığı daldırıp sonra ağzıma atıyorum balı. Mış gibi yapmıyorum. Sana değer veriyorum…

Batılı hayat tarzı, daha materyaldir daha akla ve mantığa dayalıdır. Oysa doğulu mantığı daha kendiyle ve ruhuyla barışık, aynaya bakmaktan çekinmeyen, duygusal bir yapıdadır.
Bu sözler, dün açık salı sohbetimizde de dile geldi ve beynime kazındı.
Kendiyle barışık olmak,
Ruhunu keşfetmek,
Zeka ve aklın kölesi olmamak,
Ruhun ve duyguların bir başkasına akması,
Bir başkasının ruhunu hissetmek,
Kendi ruhunu hissetmek,
Ruhunu özgür bırakmak,
Kendi ruhumu veya karşımdakinin ruhunu hissettiğimde kalkanlarımı kaldırmadan gelen mesajları kabullenmek…
En önemlisi "değişebilmek" ve,
Avatar’da dediği gibi; “I see you” diyebilmek…

Daha doğrusu nerede aklımı ve zekamı kullanıp, nerede ruhumu dinleyeceğimin dengesini doğru kurmak aslında. Yoksa derviş olup dağlarda kurtlarla kuzularla yaşamak gerekir. O da olmaz.

Zekamız ve aklımız bizi kaygılarla boğuşturur hep; geçmişteki hatalar, gelecek planları, yarın ne giyeceğim, hafta sonu nereye gideceğim, kredi kartı taksidi, ev kirası, şirketteki lanet müdür, evlilik, çocuk planları, ingilizce kursu, akşamki yemek…planlar, planlar, planlar…
Oysa ruhumuz “ya ben?” der sessiz bir çığlıkla;
Beni özgür bırak bak ben sana o planların hepsini gerçek edeyim bir çırpıda,
Beni hatırla, beni tanı, bak ben sana herşeyi yaptırırım,
Güç sende ama sen gücü başka yerde arıyorsun,
Kendin ol,
Kendini tanı, keşfet,
Kendinle barış,
Kendinle seviş,
Kendini sev…
Ruhunu sev…
Ruhunu gör…
Avatar ruhu ile dünyalı aklını dengeli kullanmak herkese kısmet olmaz. Bizler nasıl olsa %90 zamanımızı aklımızla didişip geçiriyoruz, bu oranı ne kadar azaltırsak o kadar iyi… %50 yi geçemeyiz nasıl olsa.
Ruhumuza yakın olduğumuz zamanları iyi keşfetmek gerekir ki işte tam o esnada hemencecik arkadaş olup yanına bağdaşkurup oturalım, biraz sohbet, biraz arkadaşlık yapalım onunla.
Tek başıma iken, yolculukta, ibadet esnasında, dua ederken, ağlarken, sevgilimle birlikte iken, acıklı bir anda, müzik dinlerken, ölüm haberi aldığımda kalbim, incelir ve yumuşar ya biraz…
İşte o anlar doğru anlar…
Hadi iş başına,
17.03.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder