Twitter @omistanbul

"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM

Bu Blogda Ara

29 Mart 2010 Pazartesi

Yetiştirme, yetiş...

Yetiştirme, yetiş…

Bir ömür boyu neler yetiştiriyoruz neler…
Kimimiz çiçek, kimimiz kedi köpek, kimimiz kümes hayvanları. Hatta bazılarımızın ömrü yetmez ve nesilden nesile devam eder yetiştirdiklerimizin ömrü, zeytin ağacında olduğu gibi… Yüzyıllarca ömrü vardır ektiğimiz bir fidanın bazen.
Ancak yetiştirmede kendi neslinin en güzel örneğinin devamı sayılan çocuklarını büyütürken gösterdiği özeni hiçbir başka şeye göstermez insanoğlu.
Yemez, yedirir… gezmez gezdirir… uykusuz kalır, uyusun diye, hasta olur iyileşsin diye, parasız kalır okusun diye. Gerekirse canını verir O’nu korusun diye…
Anne babalarımızın en önemli kaygıları evlatlarını iyi yetiştirmek ve onların hayırlı evlatlar olmasını sağlamaktı. Allah onlardan razı olsun. Hepimiz için geçerli sanırım bu durum.
Önce onlar sonra biz…
Anne babanın öncelikleri ve kaygılarına yer vermek istiyorum yazıma başlarken;
Evlat kız ise;
• Evlenene kadar “namuslu” yetişsin ister. Namus kavramının anlamı, evlilik dışı ciddi bir beraberlik yaşamamasıdır kızının.
• “Sağlıklı” büyütmek ister kızını. Hastalıklar gelsin geçsin ama O hep iyi olsun ister.
• Ev işlerinde maharetli olsun, herkes parmağını ısırsın O’nun mutfağını, düzenini, tertibini gördüğünde…
• Baba, iş sahibi ise, kızının şirketinde çalışması ona gurur verir, ama çalışmasa da olur. Ne de olsa kız evlat. İş için yaratılmamıştır, ev için yaratılmıştır O...
• Kısmeti açık olsun, beyaz atlı, yakışıklı, varlıklı, güçlü, inançlı, kızının kıymetini bilen, kendilerine saygılı ve de en önemlisi kayınvalidesine kızını yedirtmeyecek bir prens tam da 22-25 yaş arası çıkıp geliversin ister…
Verilen eğitim, edep, adap, görgü kuralları, nerede susacak, nerede konuşacak hepsi umutla aşılanır.
• Kötü alışkanlıklardan uzak dursun, yaşı kaç olursa olsun eve geç gelmesin, yatılı gezmeye gitmesin, erkek arkadaşları ile mesafeli olsun, olsun, olsun…
Evlat erkek ise;
• En iyi okullarda okusun, masterini yurtdışında yapsın,
• Spor yapsın,
• Yakışıklı olsun, kızlar onu gördüğünde parmaklarını ısırsın,
• Itibarlı bir işi olsun, maaşı da yüksek olsun,
• Babanın işi, zanaati, şirketi varsa onu devam ettirsin, büyütsün…
• Sanayici bir ailenin çocuğu sanatçı, reklamcı, müzisyen, besteci olamaz. Işletme, mühendislik ya da finans okusun isterler o da sanayici olmalıdır çünkü.

Olsun, olsun, olsun…

Tabii yukarıda saydıklarım bir genelleme değildir. Söz konusu kalıpların dışına çıkan, daha serbest veya tamamen ilgisiz ebeveynler de mutlaka vardır. Onlar, istisnalardır. Ne demişler, istisnalar kaideyi bozmazlar…

Peki ya çocuklar ne isterler…
Hepimiz çocuktuk. Çocuk, büyümek ister hep, kabına sığamaz. Yaşını bir yaş büyük söyler sorulduğunda. Hayallerine bir an önce ulaşmak, kendi dünyasını kurmak hatta dünyayı kurtarmak ister.
Dünyada önümüzdeki 10 yıl yaşanacak teknolojik gelişme, geçtiğimiz 50 yıldan bile daha hızlı yaşanacak. Nesiller arası farklar 10 yıla hatta beş yıla düşecek. Bizim gençliğimizde hesap makinesi yeni çıkmıştı, kızımın nesli 2 yaşında bilgisayar oyunları oynadı, ama kızım daha ergen olmadan twitter, iphone, wi-fi, smart board ile yaşıyor. Yani artık iki nesil arasındaki konuşma “ahhhh bizim zamanımızda şu vardı bu yoktu” değil, “5 sene önce ne de saçma teknoloji kullanıyormuşuz değil mi, hani 3G çıkınca tamah birşey sanmıştık” diyeceğiz.
Yaratan, herbir insana ruh, akıl ve enerji vermiş. Vermiş ki insanlık hep ilerlesin, gerilemesin. Bunların yanında da cesaret vermiş, yaratıcılık vermiş, ego vermiş ki hep yukarı çıksın, aşağı inmesin.

Ne ister çocuk;
• Sevgi,
• Güven,
• Özgürlük
Çocuğun kendisine ruh üflendiğinden itibaren yani yaratılışında neler vardır;
• Sevgi,
• Kendine güven, cesaret,
• Hayaller
Yani çocukta zaten varolan özellikleri bizim onlara tekrar kazandırmaya çalışmamıza gerek yok ki. Peki bu değerlerimiz yaşımız ilerledikçe azalıyorsa veya yok oluyorsa bunun nedeni yanlış “yetiştirilmek” olamaz mı? Ve bu hatayı çoğumuz yapmıyor muyuz?
Her insan gibi çocukların da ebeveynlerinden farklı duyguları, yetenekleri ve en önemlisi ruhları vardır. Ne demişler 6 milyar insan, 6 milyar farklı ruh demektir.
Ebeveyn ise genelde çocuklarının kendi benimsedikleri yolu tutmasını bekler ve o amaca uygun olarak onları yetiştirirler. Siyasi görüşleri, dinleri, mezhepleri, meslekleri, sevdikleri veya sevmedikleri, büyüklerin istediği gibi olmalıdır.
Bir de çocuğunu korumak içgüdüsüyle abartılan eylemler…
Aman üşütmesin, aman merdivenden düşmesin, aman kaza yapmasın, aman, aman, aman…
Peki, her çocukta ve ergende olmazsa olmaz olan özellikler; dürüstlük, erdem, sevgi, saygı, güzel ahlak, çalışkan olmak, yalan söylememek gibi değerler olmalı herhalde. Bu değerlere sahip ise bir de sağlığı yerinde ise geçimini sağlar, mutlu da olur zaten.

Yukarıda saydığımız değerler en güzel nasıl mı kazanılır? O’na örnek olarak…
Kesinlikle nasihatla değil, ders vererek değil. Yetiştirmek için yetiştirenin önce “yetişmiş” olduğunu kanıtlaması gerekir.
Belki de çocuğum benden daha ileride olacak, daha çalışkan, daha zengin, daha itibarlı, hatta daha mutlu ve huzurlu. Kim bilir?
O yüzden “yetiştirmek” kelimesinden pek bi haz etmiyorum son zamanlarda. Diyorum ki; yetiştirmeyelim ama örnek olup onlara yetişelim. Çünkü onlar bizden daha önde olacaklar…
Bize düşen ise sadece ihtiyaçları olan sevgi, güven, cesaret, ilgi ve özgürlüğü vermek.
Bir de onları değil kendimizi cendereye sokup, kendimize çekidüzen verip, zorlayıp gerekirse değiştirmek ve onlara örnek olmak.
En zoru da bu ya…
Değişmek, değişebilmek…
Hele herşey yolunda görünüyorken değişmek gerektiğini farkedebilmek.
Öze dokunmadan politik görüşümüzü,
alışkanlıklarımızı,
olmazsa olmaz gördüğümüz her "şey"i...
Değişimin getireceği sancılara hazır olmak. Çünkü değişim sancıları doğum sancısı gibidir. Acının bitiminde dünyaya gelen çocuk ise yeni benliğimizdir. Yepyeni bir enerji, tazelenmiş bir ruhtur O. İnanın kendimizi değiştirmek, başkalarını değiştirmekten daha kolay ve verimlidir aslında ama nedense O değişsin ben aynı kalayım isteriz farkında olmadan.
Değişmek, hayata yetişmektir, değişmeye ve yeniliğe en müsait olanlar çocuklarımızdır. Aman onları yetiştireceğiz bahanesi ile değiştirmeye çalışmayalım onlara yetişelim.
Bill Gates, üniversiteyi yarısında terk edip evinin garajında arkadaşlarıyla elektronikçilik oynadığında babası O'nu değiştirmeye çalışıp baskı yapsaydı şimdi bu satırları daktilo ile yazacak ve web'de yayınlayamayacaktım.
Bill Gates'e teşekkür bir zorunluluksa babasını takdir bir borçtur.
Oğlunu özgür bıraktığı için, ona inandığı ve güvendiği için.
Teşekkürler William Henry Gates, Sr...(1925)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder