Twitter @omistanbul

"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM

Bu Blogda Ara

29 Kasım 2009 Pazar

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM ŞEYLER...

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM ŞEYLER...

Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” şiirini yıllar önce ilk okuduğumda “evet işte bu...” benim gibi düşünen bir adam daha varmış bu Dünya’da dedim ve zaman zaman tekrar okurum bu şiiri hayat bana her “biraz frene bas... ne bu telaş... ne bu acele... sevdiğini öyle kolay kolay belli etme karşındakine... sevme... ertele... yapma... ne derler... sonra yaparsın... yorgunsun şimdi... boşver... vesaire vesaire...” dedikçe.
Ben de herseferinde sanki iman tazeleyip tekrar sarılırım hayata, o bana vitesi küçült dedikçe ben bir vites daha ileri atarım, kızıma sarılır bana “kocaman ıslak bir öpücük” ver derim. Bir keresinde gece üçte uyandırdım onu, günlerden yaz, okulu da tatildi hadi dedim ben New York’a gidiyorum iş için benimle gelir misin? İki saat sonra uçak kalkıyor...hemen eveeetttt dedi düşünmeden, tartmadan, hesap yapmadan öyle büyükler gibi, tam Behramoğlu’nun istediği tarzda... elele unutulmaz bir hafta geçirdik onunla hiç unutmam. Eski eşime “seni çok seviyoruuuum” diye bağırırdım delicesine, “ne bağırıyorsun öyle” dese bile her seferinde, şirkette çalışma arkadaşım Metin’e “seni seviyorum” derim coşkuyla, “ne demek şimdi bu Ömer bey” dese bile her defasında. Hep büyük projeler peşinde koştum iş hayatımda değsin diye emeğime Behramoğlu’nu kıskandırırcasına... Bir kitapçıya girdiğimde “okumalıyım” dediğim kitapları bir bölüme toplayıp kapıyı üzerime kapatıp onları okumaya başlamayı istemişimdir hep, öyle tektek değil şimdi yaptığım gibi. Gitmek istediğim yerlerin listesini yapıp gitmeliyim oralara istemişimdir arka arkaya. Arabamda radyonun sesini de sonuna kadar açar bay J’den Lady Gaga’nın Pocker Face’ini dinlerim ellerimle dans ederek her defasında...
İsterseniz siz de deneyin, eminim siz de bu şiiri tekrar okuduğunuzda hemen eşinize, işinize, sevgilinize, çocuğunuza, neyi yapmayı seviyorsanız ona yani hayata tekrar sarılmak isteyeceksiniz, bitkin düşürürcesine onu...
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var...
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

Bir de Nazım Hikmet’in meşhur bir şiiri var ;
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile,
Mesela, zeytin dikeceksin
hem de öyle çocuklara felan kalsın diye değil,
ölmekten korktuğun halde,
ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani,
ağır bastığından....
Gelelim benim hayattan öğrendiklerime...
1. Tek başına da mutlu olmayı öğrenmelisin; Behramoğlu’nun tavsiyeleriyle çelişir gibi görünse de bir gün herkes “yalnız” kalabilir; ihtiyarlığında, terkedildiğinde, iflas ettiğinde. O yüzden hazır olmalısın ve sevdiklerinden ayrı tek başına mutlulukların olmalı; hobiler, spor, yazarlık, ressamlık, flüt çalmak gibi. Aslında formül aynı, o zaman da kendine sarılıyorsun hayata sarılırcasına...
2. Herhangi birinin senden nefret edebilmesinin sebebi aslında sadece senin gibi olmak istemesidir; Neden bana bu kötülüğü yaptı veya ben ne yaptım ki bu kadar nefret edercesine bana zarar verdi deme, aslında o nefretin nedeni senin eksiklerin değil artıların... kıskançlık... Kendine güven gerisini merak etme sen, kıskanılan sensin o değil, kaybettiklerini yine kazanırsın. Ve en önemlisi kendine kızma. Yani formül aynı; Behramoğlu formülü... Kötülük de görsen, nefret de görsen hayata bağlan, umutsuzluğa düşme sakın...Çünkü kötü olan sen değilsin, sen yoluna devam et.
3. Hergece en az bir kişi uykuya dalmadan önce seni düşünür ; Listenin başında Annen vardır unutma.
4. Birisi için dünyalara bedelsin; o kişi umarım eşin veya sevgilindir. Eğer sen onun için dünyalara bedelsen yani seni zor gününde terk etmediyse, sana hayran ise, sen ona gitmesen de o peşinden geliyorsa, sen onun için “nefes” kadar önemliysen, ne kadar kızsa seni aklından çıkaramıyor ve sana olan hayranlığı devam ediyorsa, sana tapıyorsa...bilki o kadın veya erkek de tam tapılacak biridir, bir dediğini iki etme, ve naz yapma...fazla naz aşık usandırır. O kişi aileden biri de olabilir. Sen sen ol O’na dünyalara bedel olduğunu hissettir. Bu arada tapılacak kadın deyince “tapılacak kadına nasıl tapılır” konusunda söyleyecek birkaç sözüm olacak; Eski devirlerde Tanrıçalara kurbanlar verilirdi, en kıymetli şeyler, meyve, yemek, kabilenin en güzel kızı, veya dilek havuzuna atılan paralar...yani en kıymetli şeyler verilir tapılacak kadına veya erkeğe... O halde durup düşünün en değerli şey ne ise sizin hayatınızda onu verin O’na. Ben düşündüm de galiba “kaliteli zaman” en değerli kurban Tanrıçama sunulacak hediye olarak, sonra “ona değer verdiğimi hissetmesini sağlayacak eylemler” yani kaba tabirle “adam yerine koymak” ve de her zaman olduğu gibi “para”. O halde O’nun için zaman kazan, para kazan. O’na sürekli verecek kasada biriktirdiğin yeterli kaliteli zaman ve paran hep olsun. Aman, para lafı ürkütmesin, maddecilik gibi görünmesin sizlere aslında o parayla da yine kaliteli zamanlar veya kendisinin kaliteli olduğunu hissettirecek şeyler alacaksınız sonuçta.
5. Özel ve teksin; Kendinden nefret etme, sev...Behramoğlu formulü açık ve net; bu defa kendi kendinin dudaklarını öpeceksin morartana kadar. Hayatının merkezine bir başka kişiyi koyarsan ve o kişi de seni terkeder, hayal kırıklığına uğratır ise herşeyin gider...Unutma Dünya’nın merkezinde kıpkırmızı kor bir çekirdek var o da sensin. Onsuz olmayan bir merkez. Senin olmadığın gün hayatının da bittiği gündür. Dünyaya geldiğin gün zaten dünyayı yönetme yetisi sana verilmiş yeter ki farkında ol...
6. Hayatındaki en büyük hatayı yaptığında bile ondan iyi bir şey çıkar; Bunun için biraz inançlı olmak gerekir, yukarıda bir “güç” planlar yapar ve O ne yapıyorsa sizin için iyidir, başlangıçta iyi görünmese de. “Sizin için iyi zannettiğiniz bazı şeyler kötüdür, bazı kötü zannettiğiniz şeyler de iyidir. Siz bilmezsiniz biz biliriz” diyen bir güç...Ama yaptığın hatanın da bir “eşeklik” olduğunu unutma, bir daha da yapma.
7. Ne zaman dünya sana sırtını dönmüş gibi hisssedersen, dön ve bir daha bak; Mutlaka bir çözüm vardır. Yaratıclığınızı kullanın herzaman kullandığınız ana çıkış kapısı değil belki de arka kapı bu defa...
8. İyi arkadaşlar yıldızlar gibidirler, onları her zaman göremeyebilirsin ama orada olduklarını bilirsin; Kötü gün dostuyla gelir derler, unutma her koşulda gerçek dostların var olduğunu göreceksin. Onların da ellerini morartırcasına hep sık. Formül aynı...Kötü gün dostları daha kıymetli gibi gelir insana ama iyi gün dostları bir o kadar kıymetlidir, unutma iyi günlerin toplamı, kötü günlerden kat kat daha fazladır. O günlerde daha çok dosta ihtiyaç var hayatı paylaşacak.
9. Stay foolish, stay hungry...; Apple’ın kurucusu Steve Jobs’un Stanford Üniversitesinin mezuniyet töreni konuşması beni çok etkilemiştir. Seyretmeyen varsa googullasın lütfen ve izlesin. Bir de Will Smith’in başrolünü oynadığı “Pursuit of Happiness” filmi, mutluluğa giden yol diye tercüme etmişlerdi Türkiye’de vizyona girdiğinde...Muhteşem bir film, mutlaka izlenmeli. Aç olmak, açıkta olmak hiç ayıp değil. Ayıp olan inançsız olmak, sevgisiz olmak. İki tür insan daima açtır; biri bilimi arayan, biri parayı...bu iki açlıktan hiçbiri bir insanda yoksa o da odundur herhalde.
Benden şimdilik bu kadar. Her nekadar öğüt vermeyi, nasihat etmeyi sevmesem de bunları yazamadan edemedim. Şimdi bu yazıyı okuyanlara en son tavsiyem dönüp Behramoğlu’nu tekrar okuyun ve ne yapmak istiyorsanız coşkuyla hemen yapın ertelemeyin sakın, sevdiğinizi bitkin bırakmak serbest...
Hayat korksun sizden, siz ondan korkmayın, yaşayın hayatınızı, ama istediğiniz gibi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder