Çoban
Kızım Merve, benim ilk gözağrım ve iki gözbebeğimden birisi. Şimdi gurbette... Pennstate University’de “Supply chain and information systems” okuyor. Zara, konfeksiyon sektöründe oyunu aktif tedarik zincirini kurarak ve bunu bilgi teknolojisiyle yöneterek bozdu. Paris defilelerinin podyumlarında sıfır beden mankenlerin show yaptığı tasarımlar bir yıl sonrasının modasını sergilerdi ve de yılda iki kez yapılırdı eskiden. Zara, artık iki ya da üç ayda bir modayı belirler oldu...Nasıl mı yaptı bunu, tedarikçileriyle ortak gibi çalıştı “just in time” zamanında teslimat yaptırdı onlara, bilgiyi paylaştı ve kazandı. Eminim Mervem de arkadaşlarıyla neler neler değiştirecek bu hantal dünyamızın sistemlerinde. Daha şimdiden başladı bile; öğrenci kuruluna seçildi, kampüs içerisinde etkin ulaşım için yolları yeniden planladılar, trafik işaretleri koydular ha bir de lösemili çocuklara yardım kampanyası başlattılar öyle yalnızca para toplayıp onlara dağıtmak değil amaç, onların bazı gizli yeteneklerini ortaya çıkarmalarına yardımcı olarak, içlerinden “hayattayken Hawai’ye Disneyland’a gitmek istiyorum” diyenleri istediği yerlere göndererek ve tabii ki anlaştıkları hastaneye tedavi ve ar-ge için bağışta bulunarak. Bu yıl topladıkları para tam 7.4 milyon Amerikan Doları...
Mervem ve birkaç arkadaşı ara tatilde buluştular, hasret gidermek için ben de yanlarındaydım. İlkokul’dan arkadaşı Canan da vardı aralarında . Canan, Washington LS University’de Psikoloji ve Ekonomi okuyor. Benim işimin gıda ve hayvancılık olduğunu öğrenince “Türkiye’nin neden bir tarım politikası yok?” diye sordu Canan pat diye...yüreğime oturdu... Başladı anlatmaya; “Ülkenin neredeyse % 50 si tarımla uğraşırdı rahmetli Özal’dan önce dedi, daha sonra kendisi başbakan olarak sanayi ve hizmet sektörlerini geliştirmek istedi ve yaptı da. Bankacılık, finans, turizm, çimento sanayi, otomotiv, elektronik, tekstil sektörleri uçtu kısa bir süre içerisinde ve buna bağlı olarak ihracat arttı, GSM hasıla yükseldi. Avrupa Birliği ülkelerinde tarımın GSM hasıla içerisindeki payı Hollanda hariç %6 lar seviyesinde. Bizim de ileride payımız bu seviyelere düşmek zorunda. Eee ne olacak o zaman, bu % 20 küsür çiftçimiz işsiz mi kalacak. Bu insanlara yeni istihdam alanları yaratılması gerekir ve de kalan %6 çiftçi daha verimli üretim yapmak zorunda. Az insanla daha çok tarım ve hayvancılık yapmalıyız. Teknolojiyi kullanmalıyız, modern sulama teknikleriyle tarlalarımız sulamalıyız, hayvancılıkta ırk ıslahı yapılmalı....” ağzından bal akıyor kızcağızın, sanki dersin “Ulusa sesleniş programında” yeni başbakanımız mikrofonu eline almış konuşuyor. Ve devam etti “Bunları bilmek yetmez, ülkenin bu konuda belirlediği politikalar olmalı.” Al bir tane daha eli öpülecek Türk. Bir anda umutsuzluğum umuda dönüştü Canan’ı dinlerken, keşke daha fazla zamanım olsaydı kendisiyle sohbet etmek için, bilgim ve umudum artardı biraz daha...Zaten umudumuz artık Cananlar, Merveler değil mi?...
Evet, 7-8 yıldır tarım ve hayvancılık ile uğraşıyorum, hobimken iş edindiğim, ekmek paramı kazandığım mesleğim oluverdi bu sektör. Reklamcılık nere tarım ve hayvancılık nere ama kader işte ağlarını örmüş çoktan. 5 yıldır da başkanımızın takdiriyle sektörün örgütü Setbir’de yönetimdeyim. Bu sayede birçok yurtdışı ve yurtiçi toplantıya iştirak edip öğrenme ve öğretme fırsatı buldum sektörle ilgili birçok konuda. Newton’un dediği gibi “eğer uzakları görebiliyorsam, bir devin omuzlarında oturduğum içindir” benim devim de Setbir...Amerika kıtası, Avrupa, Çin ve Ortadoğu’da tarım ve hayvancılık ile ilgili kurslara katıldım, araştırdım, gezdim, gördüm, dinledim, sordum, okudum ve tabii ki Türkiye’de...Şimdi de sayın başbakanımızın ifadesiyle ülkemizde “taş taş üstüne koyup” büyük bir yatırıma soyundum ortaklarımla. Et ırkı “Angus” çiftliği ve “gıda şehri” projesi...Allah utandırmasın.
Gelelim ülkemizin tarım politikasına;
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki “sorunların ve çözümlerinin ne olduğunu herkes biliyor.” Asıl sorun, çözümleri cesurca uygulamkta. Ee ülkenin yarısına yakını çiftci, köylü olunca da başlıyor “oy” kaygısı. Çünkü ekonomide önemli bir kural vardır; “alınan her ekonomik karar toplumun bir bölümünün menfaatine ama diğer bir bölümünün de zararınadır.” Nokta...İşte durum böyle olunca icraatın başındakileri oy kaygısı ve bir daha seçilememe kaygısı alıyor, o zaman da cesaret edemiyorlar tarım sektöründe fandamentel, kalıcı değişiklikler yapmaya. Aynen ülkesinin en büyük geliri uyuşturucu tarımından gelen Kolombia yönetiminin acizliği gibi; bir türlü uyuşturucu ekimini engelleyecek katı kanunlar alamıyorlar, alternatif kazanç ve istihdam yaratacak yatırımlar da yok; ya alaşağı edilirler ya da öldürülürler. Tabii bu öldürülme olasılığı çok şükür daha bizde yok. Ama zaman daralıyor ve kaynaklar sınırlı. Onun için acele etmeliyiz, plan yapmalıyız, şimdi acıtsa da uygulamalıyız planları.
Ben politika yapmak, herhangibir eski ya da mevcut politikacıyı eleştirmek amacını gütmüyorum. Zaten eskiden beri benim yaklaşımım “politika üretmek, politika yapmak kadar önemlidir” olmuştur. Aklınızı harekete geçirecek data’yı tek tek burada hatırlatmak bana ait, politika üretmek Cananlara, Mervelere, onları uygulamak da icradakilere ait olsun, ne dersiniz...Ama şimdiden söyliyeyim resmi makamlardan aldığımız ülkemiz ile ilgili dataların doğruluğu tartışılır, çünkü ekonomimizin %50 si hala kayıtdışı...;
• 2050 yılında çok sınırlı topraklarda “yeterli su” bulunacaktır. Türkiye toprakları o sınırlı topraklardan biridir.
• Tüm dünya nüfüsunun ABD ve AB refah standartlarında yaşaması için 5 adet daha Dünya gezegenine daha ihtiyaç vardır. Yani kaynaklarımız yetersizdir ve dengesiz dağılım sözkonusudur.
• Üstünde yaşadığımız Dünya gezegeninde, ilk günden bugüne kadar yaklaşık 6 milyar insan yaşamıştır ve ölmüştür. 2050 yılında bu rakam 12 milyar insan olacaktır. Yani iki kat daha fazla kaynağa ve üretime gereksinim olacak.
• Hollanda Kraliyetinin GSM hasılasının %25 i yani yaklaşık bir trilyon abd doları tarım ve hayvancılık geliri. Bizim verimli arazilerimizin yüzölçümü kat be kat daha fazla;Çukurova, Konya, Sakarya ovaları ve Tanrı’nın armağanı Ege ile çalışkan egeliler bu ciroyu yapar da artar bile. Yalnızca Tarım bakanlığının uhdesinde olan Tigem ve Tügem arazileri bile Holanda Kraliyeti’nin yüzölçümünden büyük. Bu arada hatırlatmakta yarar var bu verimli Tigem arazilerinin bir bölümü Osmanlı zamanında yeniçeri ordusunun savaşa giderken erzak depoladığı ülkenin en verimli seçilmiş alanları imiş. Şimdi verimsizlik şampiyonları.
• Osmanlı dönemi dahil Türkiye’de et ırkı hayvan damızlığı yapılmamış. Vucut yapısı süt için daha uygun olan süt ırkı hayvanlar ki onlarda daha az et daha fazla süt olsun diye kemik oranları da fazladır kesilerek et ihtiyacı karşılanmıştır.
• Et ırkı hayvan olmayışından ve yem maliyetinin yüksek olmasından dolayı dünyanın en pahalı etlerini yiyoruz.
• Et ırkı büyükbaş hayvan damızlığı ırk ıslahı için gereklidir ve bu da ancak ithalat yoluyla gerçekleşebilir,
• Türkiye’de et, AB etinden % 100 daha pahalı, sütün ise AB sütünden % 30 daha pahalıdır,
• AB’ne giriş sürecinde, önümüzdeki 5 yıl tarım ve hayvancılık açısından çok önemlidir,
• Son 30 yılda büyükbaş hayvan sayısı 16 milyondan 10 milyona; küçükbaş hayvan sayısının 55 milyondan 25 milyona düşmüştür,
• Türkiye’nin proteince zengin et ve süt ürünlerinde AB’ye ihracat yapma şansı yoktur. ABD, AB ve birçok gelişmiş ülke ülkemizdeki hayvansal hastalıklar yüzünden (özellikle de şap) hayvansal proteinli ürünlerin ithalatını yasaklamışlardır.
• Hayvansal hastalıkların önüne geçilmesi için, Gürcistan, İran, Irak ve Suriye’den canlı kaçak hayvan geçişleri durmalıdır. Çünkü sözkonusu hayvanlar kontrolsuz ve muhtemelen hastalıklıdırlar. Hayvan pazarlarında aşısız, kontrolsüz, kulak küpesiz hayvan satışı yasaklanmalıdır. Kulak küpelerinin temini katı kurallara bağlanmalıdır.
• Hayvan taşıması ile ilgili lojistik kuralları katılaşmalıdır. Türkiye’de AB standardında kamyon ve TIR sayısı çok azdır.
• AB akredite laboratuarlar teşvik edilmelidir.
• Dünya fındığının %80 nini Türkiye üretmektedir ama dünya fındık borsası Frankfurt’tadır. Ve borsa, yıllardır türk üreticilerinin maliyetinin altında fiyat belirlemektedir.
• Miras hukuku yüzünden çiftçilerin arazileri baba ölünce paramparça olmuş Türkiye’de. Gelişmiş ülkelerde, araziyi bölmemek için baba ölünce hükümet, en büyük abiye verir tarlayı diğer kardeşlere de kredi sağlar, paylarını almaları için abiden. Amaç verimliliği düşürmemek. Yoksa pamuk toplayan o koca alet bizim tarlaya girdimi daha iki adım atmadan tarla biter şimdiki olduğu gibi, o zaman da elle toplamak zorunda kalırız, verimsiz bir biçimde.
• GAP arazileri yanlış sulama tekniği yüzünden kireçlendi ve verimsiz oldu. Boşa gitti milyarlarca dolar.
• Pancar, mısır, soya, buğday, arpa, ayçiçeği veya yağlı tohumlar...bunların hangisi önümüzdeki 5 yıl ekilecek, plan yapılmalı ABD’de AB’de olduğu gibi. Bu arada yukarıda adı geçen ürünlere de hükümetlerimiz “oy” alabilmek için 2 ila 10 kat arasında “fazla” ödemişler köylüye, o da senede bir ay çalışıp kahvede oturmuş, suçlu köylü değil ama o rüşveti verip onu tembelliğe iten politikacıda.
• Yem bitkileri daha ucuz olamlı ki et ve süt daha karlı ve verimli olsun.
• Tigem, tügem çiflikleri, hazine arazileri tarım ve hayvancılık için bedava kiralanmalı yatırımcılara tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi. Bunun adı peşkeş değil, kaynakları doğru kullanmaktır.
• Seracılık, çiçekcilik, topraksız tarım ve organik tarım için tüm kaynaklar seferber edilmeli. AB’nde son 7 yılda organik tarım ekonomisi 5 milyar abd dolarından 35 milyar abd dolarına yükselmiştir.
• Tarım bakanlığına bağlı çalışanların toplamı USDA çalışanlarıyla aynı aşağı yukarı ama ABD’nin tarım, hayvancılık geliri bizim neredeyse bin katımız.
• Kamu, ne tarımda ne ette ne de sütte rekabet etmemeli çiftçiyle özel sektörle. Tarım bakanlığının elindeki herşey özelleşmeli.
• Türkiye’de 3 milyon küsür işletme var yani köylerdeki hane sayısı kadar. Her köylünün ahırı ve minicik tarlası işletme sayılmış. ABD’de bu rakam 177 bin. Ama büyük işletmeler bunlar; daha verimli. Ha bu arada onların nüfusu da 350 milyon...
Eğer tarım politikamızı belirleyip, eyleme başlamazsak sonumuz ne olur Cananlar ve Merveler bizlere söyleyecekler elbet yurda döndüklerinde ben de çoban olmaya razıyım, yeter ki onlar dönsünler...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder