Oteldeki Erkekler
Yalının aşçısı Cahide Abla, bir mendil uzattı bana, gözyaşlarımı sildim:
“Ağlama artık,” dedi.
Annem’in cenazesi birazdan kalkacaktı.
Yalının her odası insan kaynıyordu ama asıl kalabalık piyanonun olduğu büyük salondaydı. Hizmetçiler vızır vızır içecek ve kurabiye servisi yapıyorlardı.
Bir elimle göz yaşlarımı silerken diğer elimle de annemin ondan başkasında çay içmediği seramik fincanı tutuyor, yeşil çay içiyordum, soğuk soğuk.
Günlerdir gözyaşlarım sel gibi akmıştı, göğsüm daralıyor, nefesim yetmiyordu sanki. En çok üzüldüğüm de onunla vedalaşamadan uçup gitmesiydi.
Ağabeyim İhsan, dün akşam yalıya gelmiş, sabah erkenden hastaneye gideceklermiş. Abim bir de kalkmış ki ne görsün; annem odasında, cansız yatıyormuş.
Kalp yetmezliği dedi doktor.
Bilmem ki abim mi öldürdü onu acaba?
Abim İhsan, annemi hayattayken para için çok sıkıştırırdı, evinin kapısına dayanır ondan para isterdi hep. Bir keresinde anneme bıçak çekmiş “Sen yaşlısın ne yapacaksın bu kadar malı mülkü?” demiş. Abimin kumar borcu onu zıvanadan çıkarırdı bazen. Benle ilişkisi de genelde mesafeli, kıskançlık ve kibir doluydu zaten.
Benim başımdaki daha büyük bela ise eski kocam Ekrem'di. Tekrardan barışmak için sürekli beni ölümle tehdit ederdi, o yüzden boşandıktan sonra bir daha evlenmeyi düşünememiştim ya zaten.
Neyse, anneciğimi defnedince rahatlamıştım. O'nu ebedi istirahatgâhına yerleştirdik ondan mıdır bilmem ama rahatlamıştım.
Akşam Abimi yine çok riyakar gördüm. Benimle fevkalade ilgiliydi, güzel sözlerle sanki kandırmak istiyordu beni. N’olcak, miras meselesi tabi, hemen anladım.
Yedisinde anneciğimin duasını yalının bahçesinde yaptık, helvasını yedik. Yüzlerce seveni gelmişti, ağabeyim de tabii ki oradaydı, onu görünce nedense hep içim daralıyor, abim işte... Ben fazla oturamadım hemen evime geçtim. Evin kapısına geldiğimde beyaz, kirli bir bez parçasına sarılı bir şey vardı paspasın üzerinde.
“Allah allah, ne ola ki?” dedim, açtım baktım, o da ne? bu siyah saplı bir bıçaktı, kocaman hem de. Benim mutfaktaki bıçaklardan birine benziyordu. “Herhalde komşulardan birine vermişim o da getirmiş kapıma bırakmıştır,” dedim içimden. Zaten kafam allak bullak Ekrem bin tane mesaj atmış ama açmadım tabii ki hiçbirini, hemen duş alıp yatağa uzandım fakat kafamın bir köşesinde hep o bıçak var, arada bir aklıma geliyor. “Allah allah nasıl geldi o bıçak oraya?” diye düşünürken uyumuşum.
Ertesi gün güzel bir bahar sabahına uyandım. Güneş kendimi dışarı atmam için epey davetkârdı ama ben daralmış vaziyetteydim hemen bir kahvaltı masası kurdum kendime. Fırını yakarken sağ elimin parmakları yandı, allahtan azıcık yanmıştı ama elim acıyordu. Hemen yanık kremi sürüp elimi pansuman beziyle sardım. Börek, peynir, kimyonlu zeytin, söğüş salatası bir de rafadan yumurtadan oluşan kahvaltım gerçekten çok lezzetli bir sofra olmuştu. Börekler, anneciğimin taziyesine gelen arkadaşlarının getirdiklerindendi. Çayımı yudumlarken:
“Neden bir kaç gün Bodrum’a kaçmıyorsun ki?” dedim kendi kendime. Kafamı dinlemeye ihtiyacım vardı. Hemen açtım laptopumu küçük bir otel buldum. Adı da şirin; Limon.
Öğleden sonra havaalanına gitmek üzere taksideydim. “Şükür Allahıma” dedim içimden. Babam bize bir sürü mal mülk bıraktı da ele güne muhtaç olmadan yaşıyordum. Bir an annemin mirası geldi aklıma. Babacığım bir apartman ve boğazda oturdukları yalıyı bırakmıştı anneme. Kadıncağız sıkıntı çekmeden yaşasın diye. Babam, kanser belasıyla tanıştığında öleceğini hissetmiş ki, avukatını çağırmış, hepimizin huzurunda vasiyetini açıklamıştı rahmetli. Abim sinir küpü olup o halinde bile babama kükremişti ama nafile. Benim, hayatta tek sevdiğim erkek babamdı galiba.
Evimden çıkmadan önce abimi arayıp telefonda vedalaştım. Israrla gideceğim otelin adını, adresini aldı benden. “N’olur n'olmaz bulunsun,” diyeymiş. Ha bir de:
“Takma kafana, her şey iyi olacak,” deyip aklı sıra beni teselli etti riyakar.
Yanık elim sızlıyordu arada bir.
O acı, aklıma bavula acele ile attığım bıçağı getirdi nedense. “Ben o dünkü bıçağı neden attım ki bavula?” diye mırıldandım kendi kendime. Korku refleksi işte…
Bodrum’a vardığımda hava harikaydı, hemen bir taksiye atlayıp otelin yolunu tuttum. O sırada telefonuma gelen mesajları tek tek okumaya başlamıştım. Ekrem ayyaşı önce kibarca taziyelerle başlamış sonra belli ki alkolün etkisiyle en son mesajında eğer tekrar evlenmezsek beni öldüreceğini söylemiş. Daha önce de yapmıştı bunu ama bu defa ürktüm nedense. Yalnız başınaydım. Sonra, “amaaan” dedim “keyfine bak, nereden bilecek ki benim burada olduğumu?”
Otele vardığımızda taksici bavulumu bagajdan indirdi. Tam o sırada bir mesaj geldi, gayri ihtiyari açtım baktım. “Limon oteldesin, oraya gelince görürsün gününü.”
Aman Allahım nerden öğrendi ki bu Ekrem benim burada olduğumu? Kesin abim söylemiştir, sırf beni huzursuz etmek için.
“Alçak bu erkeklerin hepsi alçak,” diye bağırdım bir an. Taksici önce şaşkınlıkla yüzüme baktı sonra: “145 lira Hanımefendi” dedi. Parayı uzattım ama sinirden yüzüm kıpkırmızı olmuş, resepsiyonda aynaya bakınca anladım. Hemen hışımla abimi aradım “Sen mi söyledin ona? Bak şimdi beni öldürmeye geliyor, başıma bir iş gelirse sorumlusu sensin,“ dedim ve telefonu kapattım.
Resepsiyondaki çocuk ürkmüş görünüyordu. “Jandarmayı aramamı ister misiniz Bayan?”dedi. “Gerek yok, rahatsız etmeyin beni lütfen, uyumak istiyorum,” dedim.
Hafif başım dönmeye başlamıştı ama kafam dopdoluydu; Kendi miras payına hiçbir zaman razı olmayacak sinsi abim, benden başkasıyla yaşayamayacağına inanmış ayyaş eski kocam Ekrem, dün akşam kapımın önünde bulduğum bıçak ve Ekrem’in biraz önce attığı mesaj.
Yatağın üzerindeydim, sağ elimde de sımsıkı tuttuğum dünkü bıçak var. Resepsiyondan odama nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum. Demek ki Ekrem'in attığı mesajın etkisiyle yaşadığım travmadan dolayı bunalıma girmiştim, mırıldanıyordum:
“Aman Allahım, bu herifler beni öldürecekler mi gerçekten?” Başım çatlıyordu ağrıdan. Kendime bir bardak su doldurup hemen en etkili sakinleştirici ilaçlarımdan iki üç tane ağzıma attım çünkü derin bir uykuya dalmak istiyordum, zaten gerisini hatırlamıyorum, dalmışım.
Sabah saatin yedisinde vücudumun altında kalıp ezilmiş sargılı elimin ağrısıyla uyandım, yerdeydim, odanın kapısı da açıktı. Önce yatağa tutunarak yavaşça ayağa kalktım, başım zonkluyordu, küçük adımlarla odanın dışına çıktım ki o da ne?
Kan revan içerisinde iki adam sırt üstü yatıyordu koridorda; birisi abim İhsan diğeri ise Ekrem.
Yerde de kanlı, siyah saplı büyükçe bir bıçak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder