YAB YOM
Yeni bankama transfer olalı birkaç ay olmuştu.
Artık “Müşteri Direktörü” olmuştum, ilk günler çok heyecanlandım.
Annem, terfi ettiğimi öğrendiği zaman sevincinden ağladı.
Ben, üniversiteyi bitirdikten sonra ayrı eve çıktığımda ailem bana biraz tavır koymuştu ama iyi ki de ayrılmışım çünkü kariyer yapmak kadar gençliğimi yaşamak da benim hakkımdı.
Bu süreçte bir kadın olarak kimseye muhtaç olmadan ayaklarımın üzerinde durmayı, erkek egemen toplumda kölelik yapmadan yaşamayı, aynı zamanda hayatın keyfini çıkarmayı öğrendim. Erkeklerle ilgili görüşlerim Alper’le tanışına kadar çok basitti; "Yerler, içerler, futbol izlerler, kadın muhabbeti yaparlar." Onlar, ne centilmenliği ne de doğru düzgün sevişmeyi bilirler, kibarlıkları ise flört dönemi bitip seni yatağa atana kadardır.
Alper’le bankanın bir eğitim toplantısında tanıştım. Bizim banka, krizde olan müşterilerine finansal danışmanlık hizmeti veren bir birim açmış, Alper de o ekip üyelerindenmiş. Kahve arası sohbetlerinden anladığım kadarıyla zehir gibi biri; kurumsal finans alanında yüksek lisans yapmış. Hatta bir kaç müşteri, onun önerileri sayesinde durumlarını düzeltmişler. Banka da parasını kurtarmış tabii ki. İlk dikkatimi çeken kolundaki saati oldu; yelkovanında beyaz çıplak kadın sülieti olan simsiyah bir saat.
Öğle yemeğinde yanıma oturdu Alper. Ben hemen:
“Nasıl cesaret ettin bu saati takmaya. Ya müdürlerin görürse?” dedim.
Bana cevap vererek:
“Bugün bu saati farkedecek ruhu özgür, zeki bir kadınla belki...” dedi ama lafı yarım kalmıştı. Tam o sırada bizim şubeden biri önce masaya çarptı sonra da diğer yanıma oturdu.
Ben hemen lafı değiştirip;
“Nasıl, genel müdürlüğün tadilatı bitti mi?” dedim Alper’e.
Alper, soruma cevap vermedi bile ve yanımdaki adama kolunu uzatarak
“Saatimi nasıl buldun?” diye sordu, sonra konuşmaya devam etti:
“Ben, normalde iş günü bu saati takmam. Akşam arkadaşlarla bir şeyler içmeye çıktığımızda ya seksi figürlü bir kravat ya parti şapkası ya da bu saati tercih ederim. Flörte hazırım’ı en güzel veren mesajlar bunlardır bence. Aslında keşke insanların kafalarının üstünde özel bir gözlükle görülebilen “müsaitim” yazısı yazsa ne iyi olurdu. İşler kolaylaşırdı o zaman değil mi?”
Alper'in bu hesapsız sözlerini duyunca içimden:
"Bu devirde bu kadar rahat bir insan var mı? Banka nasıl olsa bu çocuktan vazgeçememiş yıllardır?" diyerek düşüncelere daldım. Alper, kendinden emin ve korkusuzdu, belki biraz dominanttı ama etkilendim bu Alper’den. Hele şu gözlük fantezisi çok hoşuma gitmişti.
O gün birbirimizin cep numaralarını aldık.
Ben, genelde, iş haricinde erkekleri ne ararım ne de onlara mesaj atarım. Alper, bir kaç kez beni aradı, ilkinde biraz havadan sudan konuştu sonra kabak çiçeği gibi açıldı:
“Cinsellikte kadın erkeğe teslim olursa şehvet arzuya dönüşür” dedi. Ne demekse?
Bir keresinde de; ruhların birbirine akmasından ve bedenlerin yatakta sevişmeden önce ruhların ayakta sevişmesinden bahsetti. Bazı fikirleri bana ters gelse de her defasında açtığı konular, sorduğu sorular, beynimde bir ışık ya da aykırı bir işaret bıraktı.
Her defasında telefonu kapamadan önce mutlaka gizemli bir soru sorup bir dahaki aramasında cevabı almayı beklerdi hep. En son sorduğu soru şu olmuştu:
“Sevişirken partnerinin verdiği nefesi onun gözlerinin içine baka baka ciğerlerine çektiğin pozisyonun adı nedir?”
Bu kadarı da fazla, bana ne pozisyonun adından?
Asla bir erkeğin nefesini içime çekmem, iğrenç.
Uzun boyluyum. Saçlarımı hiç doğal renginin dışında boyatmadım. Giysilerimi üzerimde iyi taşırım. Bulunduğum ortamda erkekler varsa genelde ciddiyimdir. Onların dikkatlerini üzerime çekmek için hiç çabalamam. Aslında başlarda yapardım öyle, ama sonra baktım ki hiç gerek yokmuş buna. Erkekler demir parçaları, ben de mıknatısmışım zaten. İstediğimi tutarım, istemediğimi bırakırım. Flörtte nazlı, öpüşürken şehvetli, yatakta doyumsuzumdur. Sıkıldım mı da o erkeği hemen bırakırım. Arzu kadehimi lıkır lıkır doldurmak varken erkeğin ruhu var mı, yok mu hiç düşünmemiştim bugüne kadar. Ama o, geçen gün söylediği, ruhların sevişmesi konusu kafamı karıştırdı. Beraber olduğum kişinin ruhunun kutsallığı ne demekti?, Ruhlar nasıl şeylerdi? Nasıl sevişirlerdi ki? İlk kez duyuyordum bu lafları.
Geçen akşam, şak diye yine aradı;
“Burcu iyi geceler bu Cuma akşamı bir programın yoksa çıkalım ne dersin? Galata’da bir şeyler yeriz sonra Araf’a gideriz, DJ harika, dünya müzikleri çalar hep, dans etmeyi sevdiğini biliyorum geçen itiraf etmiştin bunu, ben spor giyinicem, istersen sen de önce evine uğra üstünü değiştir, ben seni saat sekizde alırım hem sana en son sorduğum sorunun cevabını da konuşuruz ama önce tabii ki evinin adresini almalıyım, evet yazıyorum...”
Adama bak soluklanmadan konuşuyor. Ne düşündüğüm hiç umurunda değil? Çıkmaya evet demedim ki daha. Yok “eve git üstünü değiştir,” “adresi yazıyorum,” ne bu böyle, bugüne kadar bir erkekle berabersem kontrol hep bendeydi. Özellikle de onunla sevişmek için can atıyorsam.
Cuma günü geldi çattı, içimde bir heyecan var, hep dalgınım, aklımda Alper ve bu akşamdan başka hiç bir şey yok. Sanırım ilk kez yaşıyorum böyle bir heyecanı. İşten çıktım, eve geldim, acele bir duştan sonra hemen giyindim. Aman Allah’ım ben nasıl da böyle kolay “evet” demiştim bu adama. Ben demedim ki o eveti, içimdeki Burcu dedi. Alper’le tanıştığımdan beri içimde sanki biri var, beni heyecanlandırıyor, bana acele ettiriyor.
Saat tam sekizde zil çaldı, zaten hazırdım, aşağı indim, yanaktan öpüştük. Taksinin kapısını bana açarken çok centilmendi. Önce Galata'da güzel bir yemekle şarap, sonra da uzun kıvırcık saçlı DJ in müzikleriyle dans. Bir ara bardan içecekleri almak için ayakta beklerken cesaretimi toplayıp arkasından yaklaştım, tam düğmelerinin arasından gömleğinin içine elimi sokup ona dokunmak istiyordum ki aniden yüzünü bana doğru çevirdi ve:
“Nasıl, burayı beğendin mi? İstersen içkilerimizi içip çıkalım, bana gideriz,” dedi.
“Tamam,” dedim sanki düşünüp te o an karar vermişim gibi, içimde kıpır kıpır eden duygularımı bilsin istemedim.
Taksiye bindikten az sonra bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Arabadan inince yoğun bir çimen kokusu ciğerlerime doldu, koşa koşa uzun bahçe yolundan geçip apartmana girdik, sırılsıklam olmuştuk. Alper, halimize gülmekten öldü, çok rahattı.
Merdivenlerden çıkarken ayakkabılarımın tak tak sesleri duvarlarda yankılanıyordu onları çıkarmayı düşündüm ama yapamadım çünkü üşüyordum. Alper, bir eliyle elimi tutmuş diğer eliyle de kolumu ovalıyor sanki beni ısıtmaya çalışıyordu. Dairenin kapısından içeriye adımımı attım, tam karşımdaki duvarda asılı bir yağlıboya tablo dikkatimi çekti. Simsiyah zeminde kocaman çıplak bir popo. Hemen banyoya girip kurulandım sonra Alper’in verdiği boxerla t-shirt'ü giydim ve salona geçtim. Her tarafta mum yanıyor, fonda da Ray Charles vardı, I got you under my skin...Duvarda diploma gibi bir şey asılıydı, üzerinde “Aikido sertifikası” yazdığını gördüm. Daha net okumak için adımımı attığımda ayağım, duvarın dibindeki küçük nesneye çarptı, eğilip elime aldım, bu bir Ganish heykeliydi. Koltuğa geçip oturdum.
Alper salona girdiğinde üzerinde yalnızca bir şort vardı, nemli saçları onu çok çekici gösteriyordu. Elindeki kadehlerden birini bana uzattı, yanağıma bir öpücük kondurup;
“Evime hoşgeldin Burcu” dedi ve gidip tam karşımdaki büyük sofaya yayıldı.
“Girişteki tabloyu New York’ta köhne bir stüdyodan aldım. Sanatçı, tüm eserlerinde hep kadın vücudunun detaylarını kullanmış” diyerek konuşmaya başladı.
“Keşke yanıma otursaydı” diyordum içimden ama nedense karşıma oturmayı tercih etmişti. O anlatmaya devam ederken, dayanamayıp yerimden kalktım, tam önünde durdum. Yavaş yavaş iki bacağımı açarak popomu, uzun bacaklarının üzerine koyup oturdum, sustu. Gülümseyerek kadehleri aldı, onlardan kurtulduktan sonra iki eliyle kalçamı arkadan kibarca kavrayıp bir hamleyle beni kendisine doğru çekti. Bacaklarımı da koltuğun üzerine kaydırmıştı. Sırtım, dimdikti ve göğüs göğüse gelmiştik bir anda. Gözlerini gözbebeklerime dikti, Alper'in nefes alışını, nefes verişini çok net hissediyordum. İki elinin parmaklarını belimin en altından yavaş yavaş boynuma doğru hareket ettirmeye başladı. Üzerimde hala t-shirt olmasına rağmen o anda ürperdiğimi hissettim. Sanki parmaklarıyla sırtımdaki bir fermuarı açmış, içimden çıkan bir şeyler de odayı kaplamıştı. Nefes alıyorum, parmaklarını boynuma doğru yavaşça sürüklüyor. Nefes veriyorum, aşağı doğru indiriyor. Bu, bir süre böyle devam etti. Kalbim çok hızlı atıyordu. Ben, belimi ileri geri hareket ettirmeye başlamıştım, müthiş tahrik oluyordum ve dudak dudağa olmamıza rağmen çok ilginç, hala öpüşmemiştik. Nefesimi verdiğimde derince içine çekiyor, ciğerlerinde bir süre tutuyor sonra yavaş yavaş onu dışarıya veriyordu. Çok hoşuma gitmişti bu yaptığı. Sanki ben, onun içine girmiştim ve orada onun içindeki Alper’le sevişiyordum. Sonra ben de, ondan aldığım nefesi farkında olmadan yavaş yavaş içime çektim. O’nun nefesini de içimdeki Burcu’ya teslim ediyordum. Ne kadar sürdü bilmiyorum bu durum, ama inanılmaz keyif alıyordum ve hiç bitmesin istiyordum.
Alper, yavaş yavaş üstümdekileri çıkardı, çıplak vücudumun neredeyse her noktasını öpmeye başlamıştı; ağır ağır inlediğimi anımsıyorum. Arada kendimden geçip tekrar kendime geldiğimi hatırlıyorum. Orgazm olduğumu hatırlamıyorum çünkü üst üste sürekli beyin orgazmı halindeydim. Ben mi onun içine girmiştim, o mu benim içimdeydi tam bunu düşünürken yavaşça kulağıma fısıldadı;
“Sorumun cevabı neydi Burcu?”
Sabah olduğunda, önceden aldığı kır çiçeklerini bana verirken dudağıma bir öpücük kondurdu Alper ve;
“Seni tanıdığım için çok şanslıyım Burcu,”dedi.
Kuş gibi uçuyordum. Böyle bir şeyi hiç yaşamamıştım ve tadı damağımda kalmıştı. Taksiye bindiğimde gözlerimi kapatıp yaşadıklarımı düşünerek tam transa geçmiştim ki hiç yapmadığım bir şey yapıp Alper’e mesaj attım;
“Neydi bu sahi?” saniyesinde cevap geldi
“Tantra Yab Yom.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder