Twitter @omistanbul

"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM

Bu Blogda Ara

20 Ocak 2010 Çarşamba

Adam gibi adamdı...

Lise çağlarında çok değerli hocam Mahmut Bayram; “Çocuklar, bırakın bu derslerde öğrendiğiniz bilgileri herşeyden önce adam olmayı öğrenin. Adam olan, nasıl oturup nasıl kalkacağını bilen kişidir...” demişti. Ben de daha toyum tabii eve gidince akşam babama bakıp duruyorum; hani nasıl oturuyor koltuğuna, nasıl kalkıyor onu gözlemliyorum. Ama pek birşey anlamadım o anda. Çünkü babacığım, başkalarından farklı yapmıyordu bu eylemleri. Meğersem Mahmut hocamın kastettiği başka birşeymiş. Yaşı 70’i geçkin tam bir Istanbul efendisiydi kendisi. İlerleyen günlerde bizlere adab-ı muaşeret dersleri vermeye başlayınca jeton düştü bende. Yeni dilde; kibarlık, güzel ahlak, görgü kuralları, protokol ya da fransızcadaki meşhur; étiquette...
Kibar ve görgülü olmak, tevazuyu getirir. Kibri azaltır yok etmese de. Kalbe iyi gelir yani... Her derde deva.
Hem ailemden ve rahmetli Mahmut hocamdan öğrendiklerim hem de daha sonra hayatın öğrettiklerini genel bir özetle vermek gerekirse;
Görgü kurallarına uymak diğer insanlara saygı göstermektir ve onların duygularına önem verdiğimiz mesajını vermek demektir. Görgü kurallarının ne olduğunu tanımlamak zor ve akıl karıştırıcıdır çünkü kültürden kültüre hatta aileden aileye değişim gösterebilir. Örneğin Amerika’da başkasının yanında gaz çıkarmak ayıp değildir, genirmek ayıptır, Türkiye’de ise tam tersi. Ama görgü kuralları üzerine genel bir fikrimizin olması, doğru adımları atmamız için bir temel oluşturacaktır.

Yemek Yeme Kuralları
İster 7 aşamalı lüks bir yemek yiyor olun ister bir arkadaşınız ile yerel lokantada olun, görgü kuralları herkesin yemekten keyif almasını sağlar.
Masa düzeni
• Bir kere çatal, bıçak ya da kaşığınızı kullandıktan sonra masaya bir daha asla dokunmaması gerekir. Kullanılmış çatal, bıçak ya da kaşık her zaman tabağın içinde tutulmalıdır.
• Peçete ya da çatal-bıçak yemek sırasında sallanmaz (örneğin, konuşurken)
• Peçete ile ağzınızı silmeyin sadece dokundurarak kurulayın.

Yemekte davranışlar
• Herkesin yemeği gelene kadar ya da ev sahibi “afiyet olsun” deyip başlamanızı rica etmeden yemeğe başlamayın. İçeceğinizi istediğiniz her zaman içebilirsiniz.
• Yemeğe oturmadan evsahibinin yer göstermesini bekleyin, en beğendiğiniz yere oturmayın.
• Ağzınız açıkken yemeğinizi çiğnemeyin ya da yemek yerken konuşmayın. Ağzınızı fazla doldurmayacak kadar küçük parçalar halinde yiyin.
• Masada dik oturun ve dirseklerinizi masanın üzerine koymayın.
• Çok hızlı ya da yavaş yemeyin. Masadakilerin hızına uymaya çalışın.
• Masada iken asla dişlerinizi kürdanla karıştırmayın. Eğer çok gerekli ise tuvalete gidin.
• Ekmeğinize yağ, bal, reçel sürerken her seferinde küçük bir parça almaya özen gösterin ve her zaman yağı önce tabağınıza alın sonra ekmeğin üzerine sürün.
• Masadaki yiyecekleri uzatırken her zaman sağınıza verin. Ekmek verirken kendinize almadan önce başkalarına önerin.
• Masadan bir bayan ayağa kalktığında siz de kalkın ve tekrar oturmak için geldiğinde kalkıp sandalyesini çekin.
• Yemekte sigara içmeyin, eğer masadaki kişiler ve restorant kuralları yasaklamıyor ise yemekten sonra içebilirsiniz.
• Sofra takımı ve bardaklar üzerinde ruj ya da yağ izi bırakmamaya özen gösterin. Yemeğe oturmadan önce rujun fazlasını ya da her yudumdan önce dudaklarınızdaki yağı bir peçete ile hafifce alın.
• Tadına bakmadan önce yemeğe tuz ya da biber koymayın .
• Yemekten sonra evsahibine mutlaka “elinize sağlık” veya “teşekkür ederim” deyin

İşyeri Görgü Kuralları

İşyerindeki kurallar birlikte çalıştığımız meslektaşlarımıza ve iş arkadaşlarımıza karşı saygı göstermek demektir.
• Her zaman takdim edildiğinizde ya da tanıştırıldığınızda ayağa kalkın.
• Siz insanları tanıştıracağınız zaman daha önemli kişinin ismini önce söyleyin.
• Telesekreterinize İsminiz, göreviniz, departmanınız ve ne zaman müsait olduğunuza dair kısa ve profesyonel bir mesaj bırakın.
• Mesaj bırakırken isminizi ve soyadınızı, neden aradığınızı ve telefonunuzu bırakın. Öyle “alo, beni ara…” olmaz.
• Kıyafet kuralına uyun. Eğer belli bir kural yok ise üst düzey yöneticilerden örnek alın.
• Bütün toplantılara tam zamanında gelin.
• Bir toplantıya herkes takım elbiseyle veya ciddi kıyafetlerle katılıyorsa sakın ha çorapsız ayakkabı giyen veya kot pantalonla katılan tek kişi siz olmayın.
• Çok gerekmedikçe toplantı sırasında telefonunuzu kapalı tutun. Eğer kapatamıyorsanız, o zaman sessize alıp kapının yakınına oturun böylece telefonunuz çaldığında çaktırmadan dışarı çıkabilirsiniz.
• Oturuşunuza ve duruşunuza dikkat edin, koltuğa gömülmeyin , sandalyenizde geriye yaslanmayın, ya da kollarınızı göğsünüzün üzerinde kavuşturmayın.

Sosyal iletişim kuralları

İster manavda bir yabancı ile konuşurken ister bir arkadaşınız ile kahve içerken bütün insanlar saygı gösterilmesini hak eder.
• İletişim hem beden hareketlerini hem de sözlü ifadeyi kapsar. Konuşurken karşınızdaki insana bakın ve kollarınızı kavuşturmayın (kızgınlık ve savunma ifadesidir).
• Eğer utangaç, çekingen biriyseniz bunu kabul etmekten çekinmeyin. Girişkenmiş gibi görünmek için hava atmayın, anlamsız sözler söylemeyin. Dürüstlük insanların rahatlamalarını sağlar.
• Normal hızda konuşun ne çok hızlı ne çok yavaş.
• Karşınızdaki kişi üzerinde bıraktığınız izlenimi fazla düşünmeyin. Bildiğiniz konuda rahat, içten konuşun.
• Konuşmayı bitirirken geçerli bir neden öne sürün ve kişi ile konuşmaktan keyif aldığınızı belirtin.
• Karşınızdaki sizin için ne kadar boş şeyler de konuşsa sözünü kesmeyin. Çok uzatırsa mazeret belirtin.
• Karşınızdakine iltifat ederken içten ve samimi olun. Karşılaştırma ya da değerlendirme yapmamaya özen gösterin; örneğin, "Kazağının ne kadar eski olduğu düşünülürse gayet iyi duruyor ."
• İltifat aldığınızda fazla alçak gönüllü olmayın ve iltifatın gerekmediğini açıklamaya çalışmayın. Basit bir "teşekkürler" hem yeterli hem de kibarca olacaktır.
• Birisini eleştireceğiniz zaman karşınızdaki insanın duygularını göz önünde bulundurun ve kişi ile özel olarak konuşmaya özen gösterin. Yakıştırma yapmaktan kaçının ve sorunu kişiselleştirmeyin
• Birisi sizi eleştirdiğinde sakin olun. Savunmaya geçmemeye özen gösterin. Eğer kişi sizi insanların içinde ve kabaca eleştiriyor ise içgüdüsel olarak reaksiyon göstermek isteyebilirsiniz fakat en iyisi basitçe "Düşünceni özel olarak bana iletmeni tercih ederdim" deyin.
• Her zaman "Lütfen" ve "Teşekkür ederim" demeyi unutmayın
• Öksürüken ya da esnerken ağzınızı kapatmayı unutmayın ve hemen elinizi yıkamaya özen gösterin. Bu hem görgü kuralı hem de temizlik kuralıdır.
Ve daha neler neler…
Ben aslında ikiye ayırırım görgü kurallarını;
Bir;
Yukarıda saymaya çalıştığım türden, hakkında kitaplar yazılan genel görgü kuralları.
İki;
İnsanın içinden gelen, yaratıcılığıyla, tevazusuyla olgunluğuyla süslediği spontane eylemler, sözler.
Dilerseniz bunlara birkaç örnek vermeye çalışayım;
• İnsancıl, mütevazi ve içten olmanın verdiği yakınlıkla asansöre bindiğinizde karşınıza çıkan kişiye “merhaba, günaydın, iyi günler” demek. Veya biraz daha ileri gidip tanımasanız bile “bugün nasılsınız?”, “iyi bir gün dilerim” demek.
• Kankası ya da aileden biri olmadıkça karşınızdaki kişinin işi, ailesi, özel hayatı ile ilgili sorular sormamak. Herşeyi merak etmemek. “Bu seneki cironuz kaç?” , “eşiniz ne işte çalışıyor?”, “bu evi kaça aldınız?”, “sen artık şu şirkette çalışmayı bırak, çok yoruluyorsun” Ne gerek var bu kadar özel sorulara, yorumlara. Hele o konuda bir katkın olmayacaksa. Eskilerin bir lafı vardır “üzerine vazife olmayan şeyleri sorma” derler hani “mala yani ile uğraşma” veya…
• Sevdiğim bir İngiliz atasözünde der ki; “ Do not volunteer for an extra information”; sana sorulmayan bir sorunun cevabını vermek için atlama hemen yani. “Benim arabayı da daha yeni aldım, hem de şu kadara”. “İşler hamdolsun çok iyi, çok yoğunuz bu aralar.” “Eşim de İspanyolca kursuna başladı”. Aslında bu tür sözlerin, itirafların, sorulmadan verilen cevapların genel maksadı hava atmaktır. Hava atan, kendini küçük düşürür.
• Karşıdan gelen araç, sinyal verdi mi sizin önünüzden dönmek için; yol artık onundur. Yaya geçidine ayağını bastığı anda, yol artık yayanındır. Zınk diye durdurman gerekir aracını. Biraz Hıncal gibi yazdım ama doğrusu bu…
• Yürüyen merdivende duranlar sağda, yürüyenler soldadır.
• Bankoda kalabalık varsa hemen sıra oluşturulur.
• İlk kez evine gideceğiniz bir dostunuza eliniz boş gitmeyin. Ya bir ev hediyesi ya da çiçekle gidin. Hatta çiçek sizden önce varırsa daha şık olur.
• Hiçbir çöpü çöp kutusundan başka yere atmayın. Hele hele elmayı dişleyip yedikten sonra bile “doğayı kirletmiyorum ki, belki de filizlenip ağaç olur” bahanesine sığınmayın. Nişantaşı’nda yeşermez ki o ağaç zaten… Birinin ayağını kaydırır düşürür yere.
• Başkası hakkında ne konuşun ne de konuşanı dinlemeye devam edin. Dedikodu nefse hoş gelir biliyorum ama unutmayın “laf getiren aynı zamanda laf götürür”. Düşman edinirsiniz, yıllar süren emekle kazandığınız kalpleri kırarsınız…
• O gün, o an ne kadar stresli ve kızgın olsanız bile karşılaştığınız arkadaşınızın yüzüne gülün, hatırını sorun. O’nun suçu yok ki sizin ruh halinizin bozukluğunda. O, masum…
• Karşınızdaki kişinin hoşlanmayacağı takma ad, nick name, sıfatları sakın ha kullanmayın. Evet her kişide farklı şeyler olabilir bu ama, ezberleyin herkesin hoşlanmadığı şeyleri. Napalım kim dedi size kibar olmak kolay diye. Hayat, emek ister… Ağız alışkanlıklarımız var maalesef; kanka, ulan, kız, abi, şişko, patron, hocam, üstad, hacı… En güzeli ismiyle hitap etmek değil mi? Ben, aşk ilişkilerinde dahi, aşkım, canikom, bitanem gibi güzel sözlerin her seferinde kişinin isminin yerine geçmesinden yana değilim. Arada sırada güzel olur ama en güzeli ismiyle hitap etmektir. İsminin dışındaki sıfatlar zamanla laçkalık ve alay içermeye başlar. Ama muhatabınızın hoşlandığı bir lakapsa o zaman başka.
• Kötü haberi ilk veren veya hatırlatan siz olmayın. “Yaa duydum da, oğlun bunalımdaymış, psikolağa felan gidiyormuş, üzüldüm.” Acaba “oh olsun” mu demek istedi... Acı haber demedim dikkat edin.
• Hediye alırken karşınızdakini ezmemek için O’nun da maddi olarak karşılık verebileceği bir hediye alırsanız daha iyi. Ama en önemlisi sevdiklerinize hediye almak.
• Bayram, doğum, ölüm, düğün, sünnet, yolculuk, doğum günü… Bunlar selamlaşmak, hal hatır sormak için, değer vermek için fırsatlardır, kaçırmamak gerekir.
• Misafiriniz daha kapınızdan içeri girerken “Aaaa çocukları neden getirmediniz” derseniz bu, gelenlere değil gelemeyenlere daha çok önem verdiğinizi ima etmeniz demektir.
• Ev sahibi iseniz tüm konuklara eşit zaman ayırmaya özen gösterin, katılımcı olmayanları hissettirmeden havaya sokup konuşturmaya çalışın.
• Cep telefonu, bir “özel hayat iletişim aracı”dır. Arayacağınız kişiyi öncelikle ev veya iş telefonundan arayın ya da cep telefonundan başka kendisine ulaşmanız zor ise, müsait olup olmadığını sorup müsaitse dahi kısa kesin. Cep telefonu toplantıda yakalar insanı, yemek yerken yakalar, roportajda yakalar, direksiyonda veya tuvalette. Utanmaz bir alettir, görgü kuralı tanımaz. Ayrıca el yakar, pahalıdır da… İleteceğiniz mesaj kısa ise, sms atın. Hele aşığınızsa en güzeli yüzyüze konuşup, koklaşmak değil mi? Arayacağınız kişi çok yakınınız veya dostunuz değilse gece veya hafta sonu aramayın derim ben. Bırakın o da dinlensin biraz, kendine ve sevdiklerine zaman ayırsın. Bir de iki kişi konuşurken birine gelen telefona bakması da kibarlıktan sayılmaz. Çünkü arayan, aradığı kişinin karşısında birbaşkası olduğunu bilmiyor ki. O, masum. Ama siz biliyorsunuzki karşınızda vaktinizi, mesainizi ona ayırdığınız birisi var. O zaman “reddet” tuşuna bastığınızda arayan kişi de alınmamalı. Ya da meşhur yöntem; sessize alın, sonra ararsınız O’nu…Evde olduğu halde kapıyı açmayana nasıl kızmamalı iseniz, telefonunu açmayan kişiye de kızmamalı. No judgment, no drama, no gaming… Yargılamadan, senaryo yazmadan, oyun oynamadan, samimiyetle arkadaşlığa, dostluğa devam… Alınmak yok.
• Hep arayan soran, ziyaret eden o olmasın. Her ne kadar arada teklif olmasa da, içten yapsa da bunu karşınızdaki. Hadi görev başına…
Keşke şunları şunları da yazsaydın diyeceksiniz eminim. Onları da sizzler ekleyin lütfen. Sırala, sırala bitmez bunlar…
Hepimiz bazen kabalaşıyoruz. Kimi zaman karşımızdakine kızgınlığımızdan. Akıl sıra ceza veriyoruz ona. Kimi zaman da önemsemediğimizden onu. Nasıl olsa yabancı değil diye.
Keşke hepimiz, en başta da bendeniz uygulasak bu bildiklerimizi, önümüz arkamız sağımız solumuz melek olur bir anda…
Biraz önce de dedim ya, bu kurallara özen göstermek aslında karşımızdaki kişiye önem vermemiz demek. İşin özü bu.
“Ben protokolden hoşlanmam”, “ben içten davranırım, kim alınırsa alınsın”, “ben böyleyim kabul eden etsin etmeyenin keyfi bilir”, “bunlar gavur adetleri boşversene” veya “samimiyim n’apıyım, amacım kalp kırmak değil” gibi sözlerin arkasına sakın ha sakın sığınmayın bunlar züğürt tesellisi. İlişkiler, dostluklar karşınızdakine değer vermenizi gerektirir, emek ister. Hayat, aslında emek ister…
Nazik ve kibar olmak, insanı hemen farklılaştırır, parmakla gösterilir yapar. Aynen beyaz bir sürüde tek kalan siyah koyun gibi. İşte nezaketin bir avantajı daha; Nezaket, bizi kaba insanlardan korur ve kendimize benzer olanları da yakınlaştırır.
Zengin olmak, sosyete olmak, asil aileden gelmek veya eğitimli olmak yetmez kibar ve görgülü olmak için. Tek gereken; kibar olmayı istemek o kadar. Gerisi kolay, yaratılışımızda saklı zaten. Nice köylüler, çobanlar, bedeviler gördüm ince ruhlu, hassas, düşünceli, cömert ve de kibar.
Bir de evde görgüsüz olup dışarıda bu kurallara harfiyyen uyan kabalar var. Onların durumu daha da acınası. Hem biliyor hem de en sevdiklerini bile bile kırıyorlar.
Böyle yazıları, kitapları yazanların, kaleme aldıkları veya anlattıkları gerçekleri de harfiyyen uyguladıkları da zannedilmesin. Başta ben… Bilmek yetmez ki.

Son olarak Hz Muhammet’in bir sözüyle bitirmek isterim yazımı; “Ben, yalnız ve yalnızca güzel ahlakla yaşamak için gönderildim.”
Böyle yaşarsak, karşılığı ne olur biliyor musunuz?
Adam gibi adam oluruz, kadın gibi kadın. Nasıl oturup nasıl kalkacağımızı biliriz. Aynı Mahmut Bayram hocam…
Mahmut hocam beni affetsin ben de maalesef adam gibi adam olamadım onun istediği gibi.
Allah rahmet eylesin…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder