Twitter @omistanbul

"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM

Bu Blogda Ara

20 Ocak 2010 Çarşamba

DSS, RSS

DSS...RSS...
DÜŞMANLA SAVAŞMA SAVAŞI,
RAKİPLE SAVAŞMA SANATI
Savaş, gücü ele geçirmek için veya kaybetmemek için yapılır.
Savaşın binbir türlü çeşidi vardır; askerlerin savaşı, iş hayatındaki savaşlar, kabile savaşları, din savaşları...vs
En keyifli olanı asker savaşlarıdır benim için sonra da iş savaşları. İkisinde de zeka, sabır, planlama, hile ve akıl konuşur. İlkinde hem kan akar oluk oluk hem para, toprak için, imparatorluk için, devleti korumak veya büyütmek için. İkincisinde para akar deste deste, rekabeti yok etmek, daha büyük pazar payı kapmak, piyasayı ele geçirmek ve rakibi silmek için...Birincisinde riske ettiğin şey genelde hayatın olur ikincisinde sağlığın ve maddi varlığın; hepsi de önemli kaynaklar...
Ben burada iş savaşlarını yazmak istiyorum, nasılolsa asker savaşları hakkında yazılmış çizilmiş çok şey var.
Her önemli iş kararı arefesinde Mario Puzo’nun “God Father” I ve II yi izlerim ve mutlaka bir ders çıkarırım kendime...
Sakın bana “amma da yaptın, o bir mafya filmi ama” demeyin çünkü Consiliari’nin Sunny’ye filmde de dediği gibi “this is not personal, this is business”... Yaptıklarımız bir iştir ve kişisel bir konu değildir...Evet gelelim God Father’dan çıkardığım derslere ;
• Dostuna yakın ol ama düşmanına daha yakın ; çünkü düşmanına ancak yakın olursan onun hareketlerini takip edebilirsin ve önlem almaya vaktin olur, düşünce tarzını çözümlersin ona göre aksiyon alırsın. Kurtlar vadisinin laz Ziyası da elini sıkmadığı kişinin düşmanı olmaz ya...
• Kafandan geçeni düşmanınla paylaşma ; aslında kimseyle paylaşma. Hani Fatih Sultan Mehmet de demiş ya “Aklımdan geçenleri sakalım bilse onu usturaya vururdum...”
• En zor zamanında düşmanla anlaşma zemini sağlamak için sana yardım etmek istediğini söyleyen eski dost aslında haindir. Evet, çünkü asıl anlaşmayı onlarla yapmıştır seninle değil...
• Aileni ihmal etme...kim için çalışıyoruz ki; onlar için. Aile hayatı düzgün olanlar iş hayatında da başarılı olurlar...
• Yemek masasında iş konuşulmaz...öyle çocukların önünde iş mi konuşulur. İş’in de bir seviyesi vardır ve ulu orta heryerde konuşulmaz. İki kişinin bildiği sır değildir...Bir de sırları bilmek bilmemekten daha iyidir. Sırlar ağırdır...
• İhanet eden akraban dahi olsa cezasıs bırakma... Şirkette de öyledir, aileden diye hain birine teslim ederseniz işi sonuç aynı; zararı siz görürsünüz, ama tabii ki cezadan cezaya fark var. Siz siz olun filmdeki cezaları vermeye kalkışmayın, başınız ağrır...
• Haksızlığa uğrayan kişi sen değil, komşun veya birbaşkası dahi olsa adaletin tecellisi için ona yardımcı olabiliyorsan ol; itibarın artar... Saygın biri olursun.
• Sana saldıran düşmana cevap vermekte geçkalma
• Düşmanının senin planını anlamaması için gerekirse saf görün ve akıllı görüneceğim diye konuşup ekstra bilgi verme
Liste, uzayıp gider...
Bazı şirketler, ben savaşmak istemiyorum ben barış adamıyım deyip bırakın savaşmayı rekabeti bile göze alamazlar ve onların işi daha da zordur ve onlar ancak “me too” şirketlerdir; ondaki ürünün aynısında bende var ama benimki daha....neyse ucuz veya kaliteli derler ama nafile. Takip edendir onlar takip edilen değil. “Rekabet avantajı” yoktur genelde butürden ürünlerin, kopya ürünler veya hizmetlerdir onlar.
Ben, “fark yaratan”, ses getiren ve güven veren hizmeti Tansaş’ın kasalarda kuyruk varsa 3 dakika içinde yeni kasa açarız açmazsak 20 ytl öderiz veya beğenmediğiniz ürünü yenisiyle değiştiriyoruz politikalarında gördüm ve tebrik ettim. İşte bu yönetici risk alan ve arkasında duran güçlü yönetici dedim.
Bazısı da var, hele rakip bir yapsın sonra biz bakarız, ilk uygulayan biz olmayalım, riski biz almayalım derler. Ama onlar kaybeden olurlar.
Yani iş hayatında para kazanmak istiyorsanız “savaş” şart...
Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” taktiklerini her okuduğumda iş hayatına nasıl uyarlarım diye düşünmüşümdür hep;
Savaşta seri olmak, hızlı karar almak önemlidir der bilge Tzu. Evet iş hayatında da önemlidir hızlı karar alma becerisi...Rakipler daha uyanmadan, kriz daha gelmeden, deprem daha olmadan farkedebiliyorsanız yaşadınız.
“Predictibility” derdi HBS daki hocamız Prof Stevenson buna; öngörmek, doğru tahmin edebilmek...Ama bu melekeye sahip olabilmek için aşağıdakileri yapmak gerek. Aman sakın geleceği okumak için içilmesi gereken şerbetin formülünü verdiğimi zannetmeyin keşke olsaydı öyle bir şerbet hepimiz lıkır lıkır içerdik her sabah...hayat o kadar “pişmiş” önümüze gelmiyor malesef bizim yiyilecek hale getirmemiz getiriyor onu...
• Yurtdışı seyehatler başkalarının neler yaptığını gösterir bize, fuarlar, sergiler, festivaller hep geleceği koklamamızı sağlarlar ve memlekette başkaları yapmadan bizim yapmamızı sağlarlar. Bazen de eğer yaratıcılık zaten sizin içinizde varsa yurtdışı seyehatler “kıvılcımın” alev almasını sağlar. O kıvılcım sizde zaten varsa bile “memlekette” sınırlar, tabular, gelenekler, görenekler var ya belki alev alamamış olabilir o güzel fikir...
• “Görmüş geçirmiş akil insanlar” ile arkadaşlık, onlara danışmak da ileriyi görmeye yardım eder. MIT hocalarımızdan biri olan Prof Ken Morse “aranızda kaybedenler elini kaldırsın” demişti 40-50 kişilik bir işadamları grubuna sonra da “işte bu kişileri yönetim kurullarınıza koyun, onlar tehlikenin nereden geleceğini iyi bilirler” . İlginç değil mi “yönetim kuruluna bir tane kaybetmiş, başarısızlığa uğramış (ama dürüst) birini koymak...”Eğer o kişi siz iseniz ve hatalarınızdan ders alabilen bir kişi iseniz ne güzel işte, rüzgarın nereden estiğini bilme yeteneği oluşmuştur zaten sizde.
• Cesur olmak...Hem bilgili hem cesur olmak çok kimseye nasip olmaz, cahiller zaten cesur olurlar.
• Ankara’ya sık seyehat etmek ve Ankara heberlerini yakından takip etmek, sektörün derneği veya STÖ’nün yönetiminde bulunmak, Ankara ziyaretlerine katılmak...Bu size kararlarınızı başkalarından önce almanıza yardımcı olur.
• Doğru karar almak için doğru analizler yapmak gerekir hele bu karar başkalarının düşünmediği ve denenmemiş bir hususta ise daha da önem arzeder. Çünkü alınan yanlış bir karar sizi yokedebilir de. Onun için “matematiksel ve analitik” değilseniz, yaratıcı ve müteşebbisce düşünüyorsanız hep hemen o özelliklere sahip ve sizin ayağınızı yere bastıracak bir danışman bulun, o kişi cesur olmayabilir önemli değil nasıl olsa kararı siz vereceksiniz o değil, ama bırakın o analizini bildiği gibi yapsın. Başınıza gelecek muhtemel sıkıntıları görmüş olursunuz.
• Her savaşta “casus” kullanmak veya rakibi iyi izlemek hızlı karar almanızda yardımcı olur, çünkü içeriden getirdiği her hayati bilgi sizi bir adım öne geçirir...Rakip patronun şoförü, temizlikçisi, resepsiyonisti, sekreteri hatta sizle yaptığı toplantının hemen akabinde bineceği taksi nin şoförünü “ayarlayabilirsiniz” maliyeti çok makul ama önemli bilgiler alırsınız. Ünlü medya patronu Maxwell kendi ofisinin asansörüne casus mikrofon koymuştu çünkü toplantının hemen akabinde aşağı inerken yapılan rakip yorumları önemlidir. “Oleyy, adam verdiğimiz fiyatı kabul etti halbuki ben yarısına razıydım...İnşallah vazgeçmez” ya da “Şu fiyattan aşağı düşmeyelim” ya da “biz de şu ürünle çıkalım o zaman” gibi bilgiler ne kadar önemli değil mi...Hiç komplike düşünüp ve hukuki riske girip rakibin evine, ofisine “böcek” takmaya gerek yok siz dediğimi yapın yeter...Ha ben “etik” adamıyım ben öyle şeyler yapmam diyorsanız da en azından sizin “elemanlara” dikkat edin ve onların önünde herşeyi konuşmayın belki rakip sizden daha “hızlı” davranmıştır bile...
Savaş, maliyeti büyük bir oyundur. Bu maliyetin bir bölümünü düşmana yıkmak gerekir. Askeri savaşta bu, erzak ve muhimmatı ganimetle elde etmekle olur. Lojistik maliyeti düşer, dayanma gücün artar. Peki iş hayatında bunu nasıl sağlarsın; Rakibin yetişmiş elemanını transfer ederek, tecrübeli reklam ajansıyla çalışarak veya ürünü önce onun çıkarmasını ve pazar yaratmasını bekleyip sonra harekete geçerek...Ama bu taktikler %100 garanti taktikler değildir hiç bir zaman savaşta bile düşmandan elde ettiğiniz ganimetleri kullanamayabilirsiniz...Düşünsenize Çinle savaşıyorsunuz ve esirlerin kumanyalarını yemeye çalıştınız, aç kalırsınız veya düşmanın tüm cephanesini ele geçirdiniz ama ne mermisi sizin silaha uygun ne de araçları sizin mazotla çalışmıyor...
Sonuç olarak her savaş özen ister, savaş kazanmak zordur ama imkansız değildir... Önemli olan kazanan olmaktır. Kazanmak için planlama, bilgi toplama, doğru silah edinme, doğru ekiple ve ürünle çalışma, hızlı lojistik, hızlı karar alma ve cesaret...cesaret...cesaret...
Merak etmeyin bunlar varsa savaşı siz kazanırsınız ama unutmayın kavgada yumruk sayılmaz, savaşta iseniz mutlaka siz de bir kaç yumruk yersiniz...
Kolay gelsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder