La vita è bella, life is beautiful...
Bu güzel sözü son günlerde Gül’ün ağzından duyar oldum hergün.
Hayat ne güzel...hep tekrarlıyor baktım ki. Özellikle de ben onu biraz yorgun veya düşünceli gördüğümde dertleşmek için yanına sokulduğumda söylüyor bu sözleri. Yani aslında bana şu mesajı veriyor “merak etme ben iyiyim, hayatın çok güzel olduğunun farkındayım...” Bu kadar güçlü bir iradeyi ve aynen bu sözleri biryerden hatırlıyorum dedim, düşündüm ve aklıma geldi...Yine bir film. Roberto Benigni’nin Oscar ödülünü almak için koltukların üstünden zıplaya zıplaya uçarcasına sahneye ulaştıktan sonra mikrofonu eline alıp yüksek sesle tekrarladığı cümle; La vita è bella, life is beautiful...
Gül’ü tanıtmaya birazdan geleceğim, şimdi Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği Oscar alan “hayat güzeldir” filminden bahsedeceğim biraz.
Bir İtalyan filmi, “hayat güzeldir”, nazi zulmünden kaçmaya çalışan ve bunu yaparken küçük oğlu Joshua’ya hiçbirşey hissettirmeyen Guido. Joshua’ya bu yaptıklarının bir oyun olduğunu anlatır saklandıkça puan kazanacaklardır, her ağladığında, annesini istediğinde ve askerler onları bulurlarsa çocuk puan kaybedecektir. Puanlar 1000’e ulaştığında bir tank verecektir onlara askerler. O yüzden sessiz olmaları ve askerlerden kaçmaları gerekmektedir. Yani, hayat bir tiyatro aslında...oyun. Filmin sonunda babası naziler tarafından öldürülür ama Joshua, babasının askerlerle yürüyüşe çıktığını zannetmektedir. Çünkü babası ona öyle söylemiştir. Babası’nın ayrılmasından sonra Amerikan askerleri tanklarla geldiğinde 1000 puan kazandığını ve bu yüzden yeni tankların geldiğini sanar. Halbuki o, babası Guido’nun inancı, zekası, liderliği, pozitif düşüncesi, hayat neşesi ve “hayat güzeldir” felsefesi sayesinde hayatta kalabilmiş ve kurtulmuştur.
Seyretmeyenler varsa hemen bulup buluştursunlar ve filmi izlesinler. Dünya yıkılsa, hayat güzeldir. Herşey üstünüze üstünüze gelse, hayat güzeldir. Ölüm korkusuyla karşı karşıya olsanız, hayat güzeldir. İflas etseniz, hayat güzeldir. Eşiniz, sevgiliniz sizi terk etse hayat güzeldir. Vefatlar ardı ardına gelse hayat güzeldir. “Yeter ama artık” dediğiniz anda hayat güzeldir. Ben bir hiçim dediğinizde, hayat güzeldir. İntihar etmek istediğinizde bile, hayat güzeldir. Hayat hep güzeldir, nefes aldığınız sürece hayat güzeldir...
Gül Kaynak, hayran olduğum bir insan... O da ne olursa olsun hayat güzeldir felsefesine inananlardan.
Enerjisine hayranım, haftanın en az altı günü her sabah sekizde ofisinde hiç aksatmadan, akşam en az 10’a kadar. Kendi enerjisi hiç bitmez, etrafına da avuç avuç dağıtır...
Güler yüzüne hayranım, o gün ne kadar yorgun olsa da, randevular çakışsa da, gün boyu hep konuşmak ve koşuşturmak zorunda kalsa da o hep böyle;

Bilgisine hayranım, çünkü herşeyi biliyor...Tarsus Amerikan ve Boğaziçi mezunu, finansçı, bankacı, Turizimci, PR cı, iletişimci, iyi bir aşçı...
Profesyonelliğine hayranım, dakiktir randevusuna geç kalmaz, ekibi ile çok uyumludur, onlar onu hem severler hem de sayarlar. Ayrıntılara çok önem verir, görmez, işitmez zannedersiniz ama herşeyin farkındadır. Yumruğunu vurmak isterse dışındaki kadifeden önce okşadı zannederseniz ama acısını ertesi gün hissettiğinizde iş işten geçmiş olur, o yüzden size tavsiyem ona yanlış yapmayın. Herşeyden önce detox sırasında sakın ha çiğnemeyin...
Hayat doludur, bilgi doludur, pozitiflik doludur, tecrübe doludur, inanç doludur Gül.
Roberto’nun hayata inancı ile Gül’ün hayata inancı aynı. İkisi de Oscar’lık.
Gül ile tanışmamız bir tesadüfle oldu. Arkadaşım Murat Yalçıntaş ile beraber yemeğe çıkmayı planlarken, “Ömerciğim, Gül Kaynak’a uğrayacağım bir mahsuru yoksa ona beraber uğrayalım oradan da yemeğe gideriz” dedi. Ben de konudan ve sözkonusu kişiden bihaber tamam dedim saf saf, hatta içimden de Allah allah Muratın sanayide kaynakçı gülle ne işi olabilir ki dedim ama, hadi dedim hayırlısı...
Kısa bir süre sonra, Akatlarda modern bir tesise geldik, iyi dedim en azından sanayide değiliz. Kapıdan içeri girerken sizi sarmalayan huzuru hissediyorsunuz zaten, etrafa çiçek yaprakları serpiştirilmiş özenle...cennet gibi bir yer burası dedim. Ve Gül hanım o gülen yüzüyle bizi karşıladı, odasına aldı. Hoşgeldin faslından sonra Murat beyin sorusu üzerine detox’u, toksinlerden arınmayı, bodrum tesisini anlatmaya başladı;
Eğer;
kendinize önem veriyorsanız,
aklım, duygularım, işim kadar vucudum da önemlidir diyorsanız,
sürekli kendinizi yorgun hissediyorsanız,
uyku düzeniniz bozuksa,
sindirim sisteminiz bozuksa,
vücdunuzu satın aldığınızdan buyana hiç yetkili teknik servise götürmediyseniz,
kansere yakalanmaktan korkuyorsanız,
bağışıklık sisteminizin güçlenmesini istiyorsanız,
fazla kilolarınızdan şikayetçi iseniz,
hayat felsefenizi, yemek alışkanlığınızı arzularınız doğrultusunda değil de vucudunuz lehine değiştirmek istiyorsanız,
sağlıklı ve uzun yaşamak istiyorsanız,
ihtiyarlıkta ah vah demek istemiyorsanız,
vucudunuzda biriken toksinleri yani asitleri ve zehirleri atmak istiyorsanız,
yıllardır kalın bağırsağınızda biriken ve dışkıyla atılması mümkün olmayan colon plakalarını söküp atmak istiyorsanız,
vitaminleri ordan oraya taşıyıp lojistikçi görevi yapan enzimleri takviye olarak almak ve daha güçlü bir beden için ona yardımcı olmak istiyorsanız,
mind detox yapıp, beyninizdeki istenmeyen acı, kaygı, manevi asit ve zehirleri atıp rahatlamak istiyorsanız,
oksijenin olduğu yerde hastalık olmaz deyip, daha çok ve daha doğru nefes almak istiyorsanız,
oksijen takviyesi yapıp hastalıkları vucudunuzdan atmak istiyorsanız,
ozon tedavisiyle kanınızı tazelemek istiyorsanız,
varsa şekerinizi veya kolestrolunuzu makul seviyeye düşürmek istiyorsanız,
Hergün yeterli miktarda alkali su içme alışkanlığını kazanmak istiyorsanız,
Asitli değil alkali bir yaşam istiyorsanız,
Buyrun Bodrum’daki tesisisimize gelin dedi.
Ve tüm bunları doktor kontrolünde bir hafa süreyle yapacaksınız şu kadar da basit, makul bir ücret ödeyeceksiniz diye ekledi.
Murat dinleyedursun ben o esnada asistanımı arayıp, yarından itibaren tüm randevularımı iptal edip ertesi gün akşamına Bodrum biletimi almıştım bile...Gül’ün yukarıda saydığı şeyler bende mevcut ve ben bunlardan kurtulmak istiyorum. Yani kesin çözüm istiyorum... Bir hafta Bodrum’da detox yapacağım, artık vücüduma bakacağım çünkü o bana daha lazım. Sağlam kafa sağlam vucutta bulunur...
Biz Murat’la beraber tam bir hafta harfiyen bize verilen talimatları yerine getirdik. Yukardakilere ilaveten yoga, tramplen, yüzme, sauna, türk hamamı ve güleryüzlü otel ekibi de vardı. Ekip gerçekten çok profesyonel, canayakın ve harika.
Ben toplam 7 kilo verdim, detox öncesi günde 60 shot insülin alırken insülünü bıraktım ve şekerimi kontrol altına aldım, cildim parladı, neşelendim, kendimi refresh ettim, bugunkü neslin diliyle format attım, resetledim. Veya upgrade ettim.
O gün bugün, daha dikkatliyim. Aklımın vücüduma zulmetmesine izin vermiyorum. “My first priority is my body”... önce bedenim.
Geçen hafta, bu defa da Akatlar tesisinde süper bir ekiple yine 7 gün detox yaptım. Kendime geldim, iyi ki yaşıyorum, hayat çok güzel...
İlk tahminim doğruymuş burası sanayi aslında ama oto sanayi değil insan sanayiimiş meğersem. Burada vucutlar, bedenler insanlar tamir oluyor. Kaynakçımız da Gül. Gül Kaynak...
Hani Mevlana’nın dediği gibi tasavvufun en son noktası nasıl “fenafillah” yani Allahla hemhal olmak, bir olmak ise, Detox’un da en son noktası Gül’ün dediği gibi hayatı sevmek, insanları sevmek, kendimizi sevmek, bedenimizi sevmek yani hayat ne güzel demek...
Üzülmek, tembellik, asitli içecekler yiyecekler tüketmek, sigara içmek, spor yapmamak, aşırı yemek yani bile bile canımıza kıymak ne kötü...
Hayat ne güzel...
Evet aynen öyle, Gül’ün dediği gibi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder