Erenköy’de aşk…
Aslında yazımın başlığı “ Türkiye’de aşık olmak” olmalıydı ama biraz gizem katayım istedim…
Bugün Hıncal’ın köşesinde beni derin duygulara sürükleyen, defalarca okuyup okuyup ve tekrar okumak istediğim bir yazı vardı… yazılamayan bir yazı,
Pazar günü de Ayşe Arman Bodrum, Gümüşlük’teki Limon’u ve yaratıcısını konuk etmişti sayfalarına ama o bile böyle tarif edememişti güneşin batışının aşkın arkadaşı olduğunu.
Tanrım.. Nasıl büyülü, nasıl sihirli dakikalardı onlar..
Dünyanın dört bir yanına gittim. Dünyanın dört bir yanında güneşin batışını izledim.. Palavra!.. Ben güneşin batışını izlememişim bugüne dek..
Güneşin batışı neyle izlenir?..
Gözle..
Hayır.. Bodrum'da, Gümüşlük'te, Limon'da güneşin batışı, gözle değil, ruhla izleniyor.. Ruhunuzun derinliklerinde batıyor güneş, Kos'un arkasında değil..
Şiddeti ufka yaklaştıkça azalan güneşin sarı rengine gurup vakti çıplak gözle bakabilirsiniz ya.. O sarı, Kos'la Bodrum arasındaki denizin üzerinde ışıltılı, kıpırtılı bir nehir olarak yansıyor.. Sağdan minicik, nazenin bir yelkenli, çok hafif rüzgarla salınarak o nehre giriyor ve tam güneşin önünde minnacık sliuet tabloyu tamamlıyor..
Limon sahilde değil, tepede.. Yapayalnız bir tepe.. Guruba tepeden bakıyorsunuz.. Deniz ve Kos, güneşi milim milim yutuyorlar.. Sarı tekerleğin son kırıntısı da, Kos karanlığının ardında kaybolurken, ufku bir kızıllık kaplıyor.. Ama ne kızıllık.. Bu renk dünyanın hiçbir paletinde yok..
Bir ilahi ressam boyuyor, gökyüzünü, denizi, o ilahi kızıla..
..Ve..
..Ve en güzeli.. O kızıllığı zeytin yapraklarının arasından seyrediyorsunuz..
Önde zeytin ağaçları.. Arkasında aşk!..
Ruhunuz aşka aşık o an.. Yanınızda kim olsa, ona aşık olabilirsiniz..
Aşk büyüsü dedikleri bu olmalı..
Al götür Limon'a gün batımı vakti.. Güneşin batışını onun gözlerinden seyret..
Bitersiniz. Sen onun gözlerine yansıyan guruba bitersin.. O senin gözlerinde yaşayan aşka.. Bir büyü sarar, kucaklar sizi.. Alır götürür..
Vuslatı orda yaşarsınız.. Sevişmek odur işte.. İçlerinde dünya güzelliği, derinlerinde ruhların aşkı dolu gözlerle, sadece bakışarak sevişmek..
Hele bir de eli, parmaklarının ucu, elinize dokunuyorsa.. İki parmak, iki parmağınızın üzerinde dokunmak korkar gibi dolaşıyorsa..
"Dört atlı o gerdûne, gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki rûh ufku görürler daha engin,
Simâları her lahza parıldar bu zafirle;
Gök her tarafından, donanır meş'alelerle!" dediği şairin bu olmalı işte..
O an sessizlik olmalı.. Sessizliğin musikisini dinlemelisiniz, o hafif rüzgarda hışırdayan zeytin yaprakları, kalbinizin ritmine eşlik etmeli sadece..
Ya da, Albioni'nin Adagiosu çalmalı derinden, güneş batarken.. Tüm gök ve deniz kızıla büründüğünde ise, Rodrigo'nun aranjuezi..
Yaşadığınızı anlamalısınız..
Hayatın ne kadar güzel, yaşamın ne kadar değerli olduğunu anlamalısınız..
Aşkı.. Aşık olmayı anlamalısınız..
Bir bakış, bir dokunuşla, sevişmenin ne demek olduğunu anlamalısınız..
Limonda güneşin batışını Hıncal'ın niçin yazamadığını anlamalısınız..
Ne güzel tasvir etmiş değil mi, gün batımında aşkı, aşığınla günbatımını seyretmeyi, hatta günbatımında yanında kim olsa aşık olursun demiş. Ne ilginç bir tanımlama. Kesinlikle katılıyorum. Aşk böyle bir şey işte… Yanında kim olsa aşık olursun, olur mu böyle saçmalık?, evet olur eğer sözkonusu aşk ise.
İnsan ömründe en az bir kez aşık olmuş ise kendini aşk uzmanı görüyor lunaparktaki dev aynasına bakar misali.
Aşık olma potansiyeli Tanrının bahşettiği çok büyük bir nimettir, herkese nasip olmaz. Elif Şafağın dediği gibi; “ Aşk, parayla satın alınamayan, adrese teslimatı olmayan, siparişi verilemeyen bir mutluluktur”. Yıllarca “ah bir aşık olsam” deyip aşkı bulamayan insanlar var hayatta. Ya da şıp sevdi misali her yaz yeni bir aşk yaşayıp, bazen de eski aşklarına tekrar aşık olanlar var. Bayılıyorum böyle insanlara, onlarda kin yok, kızgınlık yok ve en önemlisi aşk sözkonusu olduğunda gurur, kibir, kurallar, gelenekler, görenekler, kendine saygı duymak demogojisi, mantık, millet ne der gibi takıntılar rafa kalkar bir de bakmışsın ki karşında 17 yaşında bir insanın saflığı, temizliği hatta aptallığı.
Aşkta mantık olmaz,
aşkın tarifi olmaz,
aşık olan aşkını hiçbir kelimeyle tarif edemez,
aşk, kendinden geçme ve trans halidir,
aşk, aynen hayatı doya doya yaşamak istiyorsanız nasıl biraz saf biraz naif, biraz hesapsız, biraz aptal olmak zorundaysanız işte öyle bir saflık gerektirir, aşk isteyen hesapsız ve plansız olmalı, onun için her aşk hikayesinde az çok bir acı vardır, çünkü aşkta plan, program yoktur hele mantık hiç yoktur. Mantık arayan aşık olmasın kısa yoldan evlensin. Aşık olan zaten evlenecektir ama onun evliliği kutsal bir evlilik olacak; Aşk evliliği… elele, gözgöze…
Zaten bence aile kutsal bir müessesedir diyenlere cevabım, kutsal olan aile değil aşktır. Aile ise onun müessesesi…
Bu mutlu anı uzunca tutabilmek de ayrı bir nimettir, bazılarınınki birkaç haftada bitebilir… üzülecek bir durum. Ama şükretsin ki hiç yaşayamayabilirdi o mutluluğu. Ama altın kural çok açık; “Aşk bitmez, azalır... Çoğaltmak isterseniz de tekrar canlanabilir. Yeter ki karşı taraf istesin”
Gelelim Erenköy’de aşka…
Malum, daha önce bir yazımda lise aşkım Pınar’dan sözetmiştim. Ben Erenköy’de yaşıyorum o, Göztepe’de ve biz 50. Yıl Tahran Lisesinde okuyoruz… saf saf… Hani dedim ya saflık olmadan aşk olmaz. Aslında saflık olmadan affetme de olmaz, vicdanlı olmak için bile biraz saflık gerekir. Saf olmak iyidir. Kalbe iyi gelir, huzur verir, sağlıklı yapar insanı, neşeli, stressden uzak…Eh tek yan etkisi aldatılma ve üzülme riskidir ama yaşattıklarına değer. Aşkı yaşamayanlar “mış gibi” yaşayanlardır çünkü.
Ben biraz o günleri hatırlayıp, Türkiye’de aşık olmanın kuralları mı desem, getirdikleri mi desem bilmem ama Türkiye’de aşık olmanın yaşattıkları diyelim isterseniz, biraz bu konuya değinmek istiyorum.
• Aşık oldu iseniz, ve bunu etrafınıza söyledi iseniz, algılama hemen “kesinlikle yanlış kişiye aşık oldunuz” şeklindedir. Aman dikkat et moduna geçer etraf. Doğru kişiye aşık olan hiç yoktur çünkü onlara göre. Ya da aşk doğru bir şey değildir zaten.
• Bu, yanlış kişiye aşık olma gerçeğinin altında “ben bilirim” duygusu yattığı gibi ana itici güç “kıskançlık” tır. Çünkü insanların gerçek aşkı yaşayabilme ihtimali yüzde 10’u geçmez. Aşık olamayanlar, olmayanlar, olmak için saflığı, hesapsızlığı kabul edemeyenler, hayatlarını planlı yaşayanlar bir de üstüne üstelik aşık olanları kıskanırlar. Çok doğal…
• Evlilik… hemen herkesin merakı; ne zaman evleneceksiniz? Evlenmeyi düşünüyor mu? Yoksa geçici bir ilişki mi bu? Cevap çok basit, bu aşk… Aşk ile başlayan bir ilişki evlilikle biterse ne ala ama bitmezse bile sorun yok. Çünkü aşık olman bile büyük bir sevinç kaynağı, büyük bir ayrıcalık.
• Bazıları aşık numarası yapar kendini kandırır. O sıralar aşık olmak istiyordur, bilinçaltında kendini hazırlar, tava gelir. Aşık oldum zanneder ama yanılıyordur. Test etmesi basit; mantıksız, safca şeyler yapmıyorsa aşık değil. Mesela sabahın köründe kalkıp sevgilisiyle yürüyüşe çıkmak, gecenin bi vakti waffle yemeye gitmek, sabaha kadar hiç romantik anlar yaşamadan defalarca sevişmek, eve kadar beklemeyi sabredemeyip gömlek denerken doya doya öpüşmek. Sevgilisi için seyehat etmeye mecbur olmak gibi… Ve de en önemlisi, aşık olan bunlara daha sonra hiç pişman olmaz. Çünkü o aşk için herşeye değer.
• Hani adam kafayı sıyırır, okulu pompalı tüfekle basar birkaç kişiyi öldürür sonra da kendi kafasına sıkar ya, ya da intihar etme ihtimali sıfır bir insan canına kıyar. Bu davranışlara başvuranların gerçek itici güçleri yüzdeyüz kanıtlanmamıştır. İşte aşk da böyle birşeydir, tarifi tanımı yoktur. O anda öyle yapmak sizi tamamlayan bir eylemdir diye düşündünüz ve yaptınız, olay bu… Elif Şafak yine çok güzel tanımlıyor kitabında aşkı: “Bizler tamamlanmamış eksik varlıklarız. Aşk bizim kendimizi tamamlama ihtiyacımızdır. Aşkla kendimizi tamam hissederiz.” Eğer konuştuğumuz; ilişki, evlilik, nişanlılık ise bugünkü konumuzla alakası pek yok. Biz, bugün aşktan bahsediyoruz. Aşk hepsini sollar geçer. Yeter ki aşk potansiyeline sahip olsun insan. Hani sağlık gibi bir şey. Herşeyin başı sağlık, gerisi kolay derler ya. İşte herşeyin başı aşk gerisi kolay…
• Ben aşk istemiyorum, acı duymak istemiyorum, artık hayata ve aşka küskünüm diyenlerinizi duyar gibiyim. Yaşadıklarından kırpıp kırpıp kulağına küpe yapıp takanlar onlar. Karar sizin… hayat sizin… kararınız hayırlı olsun. Ben derim ki siz bir kez daha düşünün. Tanrının yarattığı bir kulunu “koşulsuz”, “safca”, “tertemiz” sevmek ve onun eksiklerini görmezden gelip ona aşık olmak aslında yaradanına aşık olmak varken, kuru ve kale duvarları içinde yaşamayı tercih edenler düşünmeli bir kez daha, ve cesur olmalılar hayatla arkadaşlıklarında.
• Etraf, annem babam, komşular, kardeşlerim, kankam, işyerindeki arkadaşlarım ne der… İstediğiniz kadar saklayın aşkınızı nazar değmesin diye ama yüzünüzden anlarlar, gözlerinizin içi güler, suratınız melek gibi olur, kan vucutta dolaşmaz zıplaya zıplaya gezer. Ve tabii ki hemen aşık olduğunuz anlaşılır. Eee ne diyeceksiniz millete. Piyangodan milyar çıksa nasıl kıskanılırsınız ve eleştirilirsiniz, parayı çarçur ettiğinizi söyler hiç alakası olmayan insanlar. İşte aşk da öyle çıldırtır başkalarını… Amaaaannn hiç umursamayın kimseyi.
• Din, mezhep, tarikat, aşiret, sosyete, cemiyet hayatı, aile, memleket, iş durumu, yaş durumu, boşanmış olması gibi unsurlar herşeyden ama herşeyden daha önemlidir Türkiye’de şey Erenköy’de… Tabii ki sizin aşık olmanızdan da daha önemlidir. Sorsan “kızımın mutlu olması için yapıyorum bunu” derler, ya da “oğluma kız mı yok kala kala o kara kuru kıza mı kaldı” derler ama haberleri yok ki kız aşık, aşkı da ancak aşık olan anlar onların sayısı da parmaklar kadardır…
• Aşk, çeşit çeşittir, bazılarını sayalım isterseniz… aşkcık, aşka benzeyen aşk olmayan ama aşk gibi bir şey olan duygu, şehvetin kışkırttığı ve aşka benzeyen duygu (genelde olağanüstü güzel sevişen bir kişiyle tesadüf tanışan kişide olur bu. Aşık oldum zanneder ama aslında uçuran haz ve beyni kemiren zevktir o…), platonik olan (tek taraflı, insanı öldüren cinsten), çok kısa süren; bir gece, iki hafta, 2 ay veya birkaç saat. Evet birkaç saat bile olabilir. Ama en makbulu, first class olanı; İki tarafın da aşık olması, birbirlerini sevmeleri, en değerli şeylerini aşk için kurban etmeleri (bence aşıklar için en değerli şey kaliteli zamandır), emek harcamaları ve de en önemlisi dünyaya kör olup birbirlerini yaşamaları… Kuralı yok bu işin, her aşk vakasının kuralı ayrıdır, aşıklar koyarlar kuralları. Başkaları koyarsa aşk biter zaten…
• Aşk biter dedim de aklıma geldi. Hani yukarda dedik ya aşk çeşit çeşittir. Aşk gibi görünen ama aşk olmayan duygular vardır. İşte gerçek aşk bitmez. Mezara kadar devam eder taaaa derinlerde. Hatta cennette bile Allahla pazarlık vesilesi olur, onu da isterim yanıma der cennetlik aşık. O aşk bitti diyenler aşka benzer taklit aşk yaşayanlardır derim ben… Veya hadi onların da günahlarını almayalım tamam o da aşıktır ama first class değil. First Class olan bitmez, tükenmez, sonu gelmez, bir ahtapot gibi beyni kavrar, kontrolüne alır, içeride fırtınalar koparır, bin kez aklınıza gelir günde, yemeden içmeden kesilirsiniz, unutkanlık ve dalgınlık başlar, çünkü var yok O…. Yıllar sonra karşınıza çıksa da hadi yine beraber olalım dese, gurur yapmazsınız. Aşk budur işte, hem de birinci sınıf…
• Türkiye’de şey Erenköy’de aşık iseniz aldığınız hediyeler aşkınızın turnusol kağıdıdır sanki. Ne aldı, yılbaşında ne aldı, bayramda ne aldı, doğum gününde ne aldı? Son dakika mı aldı, planladı mı? Pahalı mı ucuz mu aldı? Hayırlı olsun aldığı hediyelerle mutlu oldunuz mu? Aşık için en güzel hediye sensin ve o...
Durum Amerika’da biraz daha iyidir ama asıl Avrupa’da aşk çok heyecan vericidir kanımca. Daha hür, özgür ve keyifli… Etraf kaygısı daha az ama maalesef Istanbul’daki heyecan orada yok. Hele Gümüşlük’teki heyecan hiç yok.
Ne güzel ifade etmiş Hıncal…
“Bir bakış, bir dokunuşla sevişmenin ne demek olduğunu anlamalısınız…”
Benim en güzel sevişmelerim sevgilimle bakışmamdır elinin üzerinde parmaklarımı gezdirmem, elini sıkı sıkı tutmamdır çoğu zaman…Aşk, kalbimin diğer kalpte erimesidir.
İsterseniz Mevlana ile bitirelim yazıyı; “Kalp ile mi akıl ile mi sevmeli diye soruyorlar bana, kalp durabilir, akıl durabilir ama ruh hep yaşar. Ruh ile sevmeli insan...”
Türkiye’de şey Erenköy’de aşık olmak zor iş ama sonunda aşk olduğu içinmidir nedir çok tatlı yine de…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder