Twitter @omistanbul

"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM

Bu Blogda Ara

20 Ocak 2010 Çarşamba

Hukuk devleti


Hukuk devleti,
Bilgi Üniversitesi’ni çok severim, oraya her girdiğimde kendimi “gerçek bir bilim merkezi”nde hissederim; saygınlık, özgürlük, eşitlik, bilgi, modernite, kalite, seviye ve para’yı hissederim. Parayı özellikle son iki yeni kampüste tabii ki de, Kuştepe kampusü biraz ilk “tasarruf” dönemlerine denk gelmiş demekki...
Bakın yandaki gülümseyen adam Oğuz Özerden ile ilgili çok sevdiğim ve sürekli başvurduğum ekşisözlük’te ne demişler; bi dönem yurtdışında yaşadıktan sonra türkiyeye geri dönüp telekomdan ''bana bi numara tahsis edin siz de kazanın ben de...'' tribinden sonra 900lü hatları açıp daha sonra 900 hatları uzanlar gibi belli başlı patronlara sattıktan sonra eşşek yükü parayı ne yapacağını bilemeyen, las vegasa gidip kumarda kaybetmeyi düşünen fakat daha fazla kazanan ve sonunda bir yığın hadiseden sonra bilgi üniversitesini kuran şahıs...burslu ogrencilerin "burslar yetmiyor" sikayetlerine "öğrenci adam simit yer, simit yerseniz bursunuz yeter" cevabini veren sevimli oldugu icin cok sinirlenemediğiniz zengin insan...sokak cocuklarının babası, bilinmeyen kahraman...
Helal olsun Oğuz Özerden’e... eli öpülecek adam.
Diğer Üniversitelere haksızlık etmek istemem, hepsi saygın ve değerli ama Bilgi bir başkadır.
Bir de Selçuk, Şirince’de London School of Economics öğretim görevlilerinden Dr. Jonathan Liebenau ile tanıştım ve öğrendim ki o da ilk kuruculardan ve hatta kurucu rektör imiş. Muhteşem bir insandı kendisi beni çok etkilemişti, eşi Türk ve kendisi de sıkı bir Türkiye dostu.
Bilgi, çok sağlam bir altyapıya sahip, akademik kadrosu güçlü, yurtdışından ciddi fonları Türkiye’ye çekmeyi başarmış ve en önemlisi de bireysel özgürlük, sosyal devlet, toplum mühendisliği gibi konularda öncülük etmiş, tartışma, konuşma fırsatı kısırı ülkemizde konuşma yetimizi yeniden kazanmamızda önemli katkısı olmuştur. Ülkeleri sosyal bilimciler, yani hukukcular, sosyologlar, toplum bilimciler iletişimciler yönetirler, analitik düşünen fen bilimciler, mühendisler, doktorlar, matematikçiler de o sosyal bilimcilerin danışmanları, alt ekiplerini oluştururlar, onun için bizim gibi ikinci sınıf ülkelerde devamlı “oğlum mühendis olsun, doktor olsun” diye dursun analar gelişmiş ülkeler, fikir üreten, politika üreten liderleri yaratan bilimlere daha önem verirler çünkü liderler genelde buralardan çıkarlar. Ayrıca Bilgi, yıllardır 32.gün programına, forumlara ve birçok uluslararası seminere ev sahipliği yapmıştır. Statükocular, yasakçılar pek sevmezler o yüzden Bilgi’yi. Varsın sevmesinler zaten onlar yanlızca kendilerini severler.
Bilgi, bilgili insanlar yetiştirir özellikle de lider yetiştirir...
Ben, 2004 yılında tezsiz hukuk yüksek lisansı yaptım Bilgi’de. Yani yandan çarklı master diyebilirsiniz. Akedemik bir hedefim yoktu, yalnızca “öğrenmek için”. Dersler; AB hukuku, Anayasa hukuku, Hukuk ve sosyoloji, İnsan hakları ve demokrasi, insan hakları aktivismi, Copenhagen politik kriterleri ve Türkiye... gibi dersler aldım ama görmeliydiniz beni sanki çölde yolunu kaybedip de vaha bulmuş, su için koşuşturan biri gibi ağzım kulaklarımda hayran hayran katıldım derslere, hocalarla ahbap oldum, hepsi çok saygın, imrenilecek yetenekler. Prof. Işıl Karakaş, şimdi Avrupa İnsan hakları mahkemesinde ülkemizi temsil eden hakim oldu. O, bize Copenhagen kriterleri ve Türkiye dersini vermişti. Ferhat Kentel’den Hukuk ve sosyoloji dersini aldım ve bana o kadar sevdirdi ki dersi, keşke sosyolog olsam dedim bile o zaman. Son sınavı tez olarak istemişti ve bana da istersen “terör” konusunu işle demişti. Tam onikiden vurdu beni yıllardır kafa yorduğum bir konuyu şak diye bana önerdiğinde çok sevindim ve saygıdeğer bir çalışma çıkarmıştım; “Sosyolojik ve İslami açıdan terör”. Maalesef “Karl Marx” gibi toplum bilimci olmaktan ziyade biraz “Lenin” gibi eylem adamı olduğum için tam not verdi bana ama uyardı da. Biz sosyologlar pek öneride bulunmak istemeyiz, sen tezin sonunda şunları şunları yaparsak terör bitmese de azalır demişsin, yazmasan daha iyi olurdu... Hatta daha sonra tanıştığım saygın bir sosyolog da benzer bir biçimde “bizler düşünceleremizi birilerinin eyleme dönüştürmesinden korkarız, çekiniriz ya yanlış bir eylemde bulunurlarsa diye” dedi bana. Aynı Marks’ın müthiş fikirlerini Lenin’in ve Stalin’in eline yüzüne bulaştırması gibi... Benzer sapmalar İslam düşünürü sosyolog Seyyid Kutub’un fikirlerini saptırıp arkasından gelenlerin radikalleşmesinde de görülmüştür. Kapitalizm de Adam Smith’in ilk görüşlerinden sapmamış mıdır? Ama benimki umarım yanlış uygulama değil sözde kalmasın eyleme geçilsin isteği o kadar.
Bir de Prof. Serap Yazıcı hocamıza hayran olmuştum. Görme engelli idi ama hepimizden daha fazla kitap okuyordu, kasede kaydettirip dinleyerek. Anayasa Hukuku dersini o veriyordu; Katılımcı demokrasi, Anayasa nedir, hukuk devleti’nin özellikleri nelerdir...
Benim hukuk devleti aşkım aslında daha eskilere dayanır, 80 li yıllarda Birlik Vakfı’nda “hukuk devleti” seminerine dinleyici olarak katılmıştım, orada duyduklarım beni etkilemiş olsa gerek ki başladım konu ile ilgili yerli, yabancı ne kadar kitap varsa okumaya, seminer ve konferanslara gitmeye. Hatta Boston’da yaşadığım süre içerisinde, BU kütüphanesine kapanıp, dünya anayasalarını okudum, Ordu-hukuk devleti ilişkisini irdeliyen kitapları ve araştırmaları inceledim. Birgün “Ordu modernleştikçe ve profesyonelleştikçe devlete hukuk dışı müdahelesi o derecede azalır” cümlesini okuduğumda “al sana çözüm” demiştim kendi kendime. Sanki o kadar kolaydı bizim gibi savunma sanayiinde neredeyse %100 dışa bağımlı bir ülke için bu ne kadar mümkün olabilir ki? Anayasa yazmanın incelikleri, amerikan anayasası, özgürlük bildirgesi ve federallerin makaleleri, üzerinde vakit harcadığım konulardı. Hatta MIT de American Politics dersi almıştım ekstradan ve hocamız Prof. Stephan Ansolabeher, WDC deki önemli think tank’lerin (bilfiil politika yapmayan ama politikalar üreten düşünce kuruluşları, sivil toplum örgütleri) yöneticilerinden benim için randevu almıştı, hepsini tek tek gidip ziyaret ettim. Türkiye’de bir benzerini nasıl kurarız merakıyla. American Enterprise Institute for Public Policy Research, The Brookings Institution, Council on Foreign Relations, CSIS ve birkaçtane lobbying şirketi. ABD’de, kanun koyucuları yeni kanunlar veya kanun değişiklikleri konusunda hazırlayan, ikna eden ve bunun için para alan resmi PR şirketleri var ve bunlara lobici diyorlar. Bir nevi arabuluculuk işi; kanun koyucu ile kanundan etkilenen iş çevresi arasında...
Bir de hukuka olan saygım, 1994 den buyana kendisine danıştığım, bana yol gösteren saygıdeğer hocam Prof. Duygun Yarsuvat’a olan hayranlığımla paralel olarak arttı. Duygun hoca bana hukukun temel prensiplerini aşıladı sohbetlerimizde; Hak, suç ve ceza, Roma hukuku, hukuk devleti....
Türkiye’ye döndükten sonra hukukdevleti.org adıyla bir web sayfası açtım ve başta Türkiye olmak üzere ABD, Almanya, İsviçre, İngiltere, Kanada, Japonya gibi birçok gelişmiş ülkenin, Mısır, Ürdün gibi ortadoğu ülkelerinin ve Israil, Iran, Suudi Arabistan gibi din devletlerinin anayasalarını veya anayasa yerine geçen kanunlarını tercüme edip koydum. Bir de forum sayfası yaptım. Amacım herhangi bir anayasa taslağını önermeden bireylerin bizim anayasamızla diğer anayasaları karşılaştırmalarını sağlamak ve yapılacak yeni Türkiye anayasasına katkıda bulunmaktı. Yararlı olduğuna inanıyorum, mutluyum...
Sözkonusu web sayfası deneyiminden sonra yazılan yorumlardan, gelen e-maillerden birçok çıkarım edindim. En önemlilerini sıralamak isterim;
• Türkiye’nin sıfırdan, yeniden yazılmış brand new (sıfır kilometre) bir anayasaya gereksinimi vardır,
• Yeni bir anayasanın yazılması ve halkın baskın çoğunluğu tarafından kabul görmesi durumunda bile eğer gerçek anlamda hukuk devleti olamazsak yeni anayasa, kaosu bitirmeyeceği gibi yeni anayasaya inancımızı yitireceğiz ve tekrar Saddam dönemine dönmek isteyen Iraklılar gibi eski anayasamıza belki de dönmek isteyeceğiz. Yani öncelikle hukuk devleti olmalıyız. Gelinliğin en meşhur modacı tarafından dikilmiş olması yetmez mutlu bir evlilik için gelinin süper olması gerek misali...
• Hukuk devletinin oluşması için, hukuk sisteminin daha güvenilir olması gerekir. Daha kısa sürede sonuçlanan davalar, dünyaya ayak uydurmuş ve kendilerini geliştirmiş ve bunun için daha fazla maaş alıp daha fazla kaliteli boş zamanı olan hakimler, savcılar, zaman aşımına uğrayıp yokolmayan dosyalar, kendilerini “tombalacı kılıklı, hallederiz abi” diyen iştakipçileri değil de “müvekkilinin hakkını koparan ve hukuk savaşı veren kahramanlar” gören avukatlar.... Ve de en önemlisi bu oyunu hukuk devleti kurallarına göre oynamayan hakim, savcı ve avukatların cezalandırıldığı bir sistem.
• Son 10 yılda gerek Güney Afrika gibi ırkçılıktan kurtulan ülkeler gerekse eski SSCB ülkelerinin bazıları bu değişimi ve “daha iyi bir anayasa”ya sahip olmayı başarmışlardır,
• Yeni anayasa; adı kurucu parlemanto olur, şura heyeti olur, geçici senato olur, bilge heyet olur ama bir kurul tarafından 1 yıl süre içinde hazırlanmalı daha sonra TBMM’ne sunulmalı, TBMM oylamasından sonra, halk oylamasına sunulmalı. TBMM onayı ve halk oylaması madde madde olacağından 2. Yıl gerekirse kurul, üzerinde mutabakat sağlanmayan maddeleri yeniden dizayn eder ve bu iş toplam 2 yılda biter. Geçici kurulda ABD senatosunda olduğu gibi her il, 2 kişi ile temsil edilmeli yani toplam 162 kişi...Bu yalnızca bir öneri. Ki büyük şehirler küçük şehirlere baskın çıkmasın. Nasıl olsa TBMM onayı sözkonusu ve oradaki dengeler bazı pürüzleri çözebilir.
• Kurul üyeleri vatandaş olanlar arasından herkes olabilir, siyasi partiler üye öneremez, adaylar seçimle belirlenirler,
• Değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler dahil her madde yeniden yazılabilir; bu, kurulun işi...Kurulun çalışması bir yılın sonunda mutlaka bir taslak ile sonuçlanmalı. Amaç çok net; bireyin özgürlüğünü koruyan, bireyi devletten koruyan, laik ve demokratik bir Türkiye için anayasa yazmak. Ve bunu yaparken mevcut anayasayı baz almadan sıfırdan yazmak.
• Dünyada içerisinde bir lidere atıf olan yalnızca 4 anayasa var. Küba (Fidel Castro), K.Kore (Kim İl Sung), İran(İmam Humeyni) ve Türkiye (M.Kemal Atatürk). Şimdiden aranızda “hayır olamaz böyle birşey, Atatürk kalmalı anayasamızda” diyenlerin varlığını hissediyorum, o zaman bu katagoride geri kalmış bir ülke olup, kendimizi kandırıp, laik, demokratik ve batılı bir ülke olduğumuzu zannedip devam edeceğiz. Ne 1921 teşkilat-ı esasiyesinde ne de 1924 anayasasında M. Kemal Atatürk’e atıf yoktur. Kendisi hayatta iken dahi böyle bir durum sözkonusu olmamıştır. Zaten anayasa problemimiz, Atatürk’ten sonra Atatürk’ü kullanıp emperyal güçlerin desteğiyle, sözde kuzeyden gelecek komünist tehdide karşı askeri ihtilaller yapıp her defasında anayasayı değiştirenlerle başlamıştır. Atatürk’ün kurduğu yeni Türkiye’nin anayasaları arasında en iyileri Atatürk’ün varlığında kabul edilen ilkleridir, değiştikçe kötüleşmiş ve en kötü halini 1982’de almıştır. İkna mı olmak istiyorsunuz açın okuyun hepsini www.tbmm.gov.tr
• Yeni anayasa, ülke hukuk devleti olmadan hiç bir işe yaramaz...
• Katılımcı demokrasiler, demokrasiden daha kalıcıdır. Yalnızca kanun koyucuların seçimle gelmesi yetmez, sivil toplum örgütleri, internet üzerinden katılımlar, komiteler, komisyonlarda halkın temsilcilerinin varlığı, bilgi edinme hakkı, şikayet hakkı, özgür medya, ön seçim sistemi, siyasi partilerin yaygınlığı, seçim barajının çok yüksek olmaması...hep bunlar katılımcı demokrasiye hizmet ederler ve varoldukları sürece de demokrasi var olur, başa kim gelirse gelsin. Demokrasinin garantisi sistemdir artık, şahıslar değil, ordu değil, derin devlet değil.
Gelelim hukuk devletine...
Hukuk devleti olan bir ülke, hukuk devleti olmayan diğer bir ülkeden nasıl ayrılır;
Hukuk devleti olan ülkede;
1. Herkes, herkes ama herkes yargılanmaya, soruşturmaya, denetime tabidir,
2. Kanun koyucu millet meclisi, temsilciler meclisi veya neyse o, herkesin, herşeyin ama herşeyin üstündedir. Bizler o kanun koyucuları kendi irademizle seçeriz onlar da bizim iyiliğimiz için kanunları yaparlar onların tek ama tek bir işi vardır ve onun için maaş alırlar bizlerin vergilerinden; kanun yapmak. Onun için ilk önce seçim kanunun değişmesi gerekir, belki de bizim şehirden avukat Müjgan hanım oy verdiğim partinin başkanının liste başına uygun gördüğü Ahmet beyden daha iyi yapacak bu kanun yapma işini.
3. Anayasanın maddeleri ve kanunlar kısa, öz ve çok nettir, yorum farkına mahal yoktur, 12. Maddede verdiği hakları 13. Maddede sebepsizce geri almaz hukuk devleti.
4. Birleşik Krallık’ta olduğu gibi, hükümet üyesi 2-3 bakan hazineye ödettikleri 300-500 sterlinlik harcamalar yüzünden bakanlıktan istifa eder ve yargılanırlar, cezalandırılırlar,
5. ABD’de olduğu gibi, green card’a hak kazanmışsanız ama yetkili merciiler vermemekte direniyorlar ve de ellerinde aleyhinizde hiçbir delil yok, açarsınız bir dava ve kazanırsınız, paşa paşa verirler evrakları size. Çünkü orada hukuk işler...
Özetle, hukuk devletinde herkese aynı kanunlar uygulanır...
Siyasi kararlar hukukun önüne geçmez...
Ne türbanlı laikten zulüm görür ne de ADD üyesi, tarikatçılardan taciz görür...
Vatan millet Sakarya için hiç kimse devlet tarafından öldürülüp bir kuyuya atılmaz...
Faili meçhul cinayetler olmaz hukuk devletinde...
Kimse hukuka güvenmeyip mafyaya, kabadayılara sığınmaz hukuk devletinde...
Ulus devlet olacağız gerekcesi ile kimse gayr-i müslim veya bu ulustan değil diye dışlanmaz, kovulmaz, tehcir edilmez, mubadele edilmez hukuk devletinde...
Ulus devlet olmak bir zorunluluk değildir, demokratik olmak bir zorunluluktur hukuk devletinde...
Devletin dini yoktur, hele hele sünni bir mezhebi hiç yoktur hukuk devletinde...
Devlet yoktur, hukuk devletinde; hükümet vardır yürütmede, parlemento vardır yasamada ve de yönetilenlerle aralarındaki anlaşma yani anayasa...
Ordu’nun başkumandanı Cumhurbaşkanıdır, ama ordu başbakanlığa bağlıdır, bir de Milli savunma bakanlığı ile ortaklaşa çalışır deyip kafa karıştırıp bu kadar önemli bir konuyu ortada bırakmaz hukuk devleti...
Böyle “iyi olur”, “ne olacak bu memleketin hali?” sorusunun cevabı...
Böyle yazar tüm gelişmiş ülke anayasalarında...
Böyle öğretirler Bilgi’de...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder