Twitter @omistanbul

"Zirvenin keyfine varanlar, tırmanmayı göze alanlardır"
http://www.youtube.com/watch?v=q_bq5mStroM

Bu Blogda Ara

20 Ocak 2010 Çarşamba

Pınar,

PINAR
Lise’de aşık olmuştum Pınar’a, hala aklımdan çıkmaz onun aşkı... nasıl sevmiştim onu nasıl...
Göztepe, Aryemehr lisesinde okurken uzun tenefüslerde sahile iner deniz kenarında denize derin derin bakar, Pınarı düşünür ve zaman zaman ağlardım onun aşkından...
Okula giderken hemen yanıbaşımızdaki parkın içinde bir zamanlar lunapark kurulurdu, orada dönme dolap atlı karıncaya beraber binerdik pınarla elele...
Sarışındı, yeşil gözlü, yuvarlak yüzlü, orta boylu, beyaz tenli, ince, narin, kibar, seksi, az konuşan ama sosyal, kızların arasında başı çeken, lider ruhlu, dersleri hep pek iyi, takdirlik, teşekkürlük benim gibi. Yani liste ne kadar uzasa o kadar iyi özelliklerle dolu, haliyle hiç kötü bir alışkanlığı yok ve tek kelimeyle mükemmel...
Uzun bir pardüsesi vardı Pınarın, hani itfayeci pardüsesi derdik eskiden...Kemeri var tokalı... bej.
O zamanlar, beatleslar, yabancı pop, ilhan irem, nilüfer dinlerdik hep ama nedense takıldım “Bir zamanlar ben de deli gibi sevdim, o bana dert ben ona mutluluk verdim...” dinliyorum katıksız arabesk, hem de damardan...Orhan abiden dinliyorum özellikle. Biraz da dindarlık var “bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim..” e gelince mırıldanarak geçiştiriyorum hani günah olur Allah’a isyan olur diye...Alkol, bira, esrar, duman hak getire adı bile yasak bana...dertlenince açıyorum babamın hediye ettiği Grundig marka teybi arka arkaya Orhan abiyi dinliyorum için için...Neden saçların beyazlamış arkadaş, sana da benim gibi çektiren mi var...Bir zamanlar ben de deli gibi sevdim, o bana dert ben ona mutluluk verdim...
Tek sırdaşım günlüğüm, herşeyi ona yazıyorum, bugün şöyle giyindi, böyle güldü. O ve onunla ilgili ne varsa yine o yine o hep o...Günlüğü de bir gün abim bulmaz mı rezil olduk, aldı eline bir taraftan okuyor bir taraftan gülüyor, dalga geçiyor. Allahtan ismini rumuzlu yazmışım P demişim...Ben nasıl kızıyorum ama büyük benden işte aldı eline vermiyor, ben etrafında dolanıp duruyorum elinden kapmaya çalışarak ama iki eli havada kutsal kitapla dua eder gibi, bana kaptırmamak için günlüğü...neyse hepsini okudu rahatladı bana verdi. Ben kıpkırmızı ve kızgın...bir daha da yazmadım bişey bulur da okur diye, hep içime attım, sonunda da herhalde doldum ki atacak yer kalmadı ve yavaş yavaş bitti o aşk. Daha bugün oldu Pınara söylemeden, söyleme cesareti bulamadan. Evet tam anlamıyla platonik bir aşktı benim Pınar’a aşkım en az iki-üç yıl sürdü, doğum gününde onun evine gidiyordum, dans ediyorduk, beraber ders çalışıyorduk, ona gözüm gibi bakıyordum ama kıyamıyordum söylemeye, herhalde biter, devam etmez, benden uzaklaşır, kızar diye mi düşünüyordum bilmiyorum ama işte öyle. Nasıl delikanlılık bu şimdi anlam veremiyorum ama öyleydim demek ki o zaman, içine kapalı, duygusal....
Tabii ki asıl sorun aile baskısı, mahalle baskısı. Erenköy’de yaşıyoruz, babam rahmetli saygın bir din alimi, süper bir insan, bizi çok iyi yetiştirmeye gayret gösteriyor. Hem dini dersler veriyor; arapça, Kuran, osmanlıca, islam tarihi, ilmihal bilgileri...hem de Meydan Larrouse’dan parçalar okuyor, milletvekilliği yapmış, siyasal mezunu ağır biri, bize dışardan ingilizce dersler aldırıyor hatta zorla 2 yaz abimle beni Londra’ya ingilizce kursuna gönderdi. Bizim tabularımızın müsebbipleri babacığım değil, dini sohbetlerin abileriydi belli ki...Allah babamdan razı olsun, rahmet eylesin, huzur içinde yatsın. O zamanlar moda bir şey var yurtdışından bir akranınla yazışıyorsun mektupla. Tabii ne msn var ne yonja ne de dating siteleri...Benim yazıştıklarım hep erkek arkadaş. Hoş öyle hemcins eğilimim de yok ama dindarlık baskısı biraz hani dinde olmayan cinsinden, hani peygamberden bile daha yobaz olan cinsten...Bir gün babam “evladım senin neden kız arkadaşın hiç yok, hatta mektup arkadaşların bile erkek” dediğinde bir cesaret Pınarı söylesem mi acaba? Bana yardımcı olur mu Pınara ulaşmamda bile demiştim ama nafile...nerde...Kızardım bozardım, bişey söyleyemedim.
Şimdi düşünüyorum da benim aşkım aslında hem Pınara hem de “günah” korkusuyla arama mesafeler koyduğum karşı cinsin tamamına idi, yengeç burcuyum ya biraz da duygusallık vardı serde...Evdeki aile problemlerinden, vatan millet sakarya politik ciddi konulardan, okuduğum cilt cilt ağır felsefe kitaplarından, dini sohbet toplantılarından bir kaçış...sığınacak bir liman...Devir de 12 Eylül öncesi devir, siyaset, politika, boykotlar, 1 Mayıs, Kahramanmaraş olayları, kan revan velhasıl. Bizim okul da o zaman “Maocuların” elinde herbir olayda okul tatil, neymiş devrim şehitlerini anıyoruz, boykot, eylem...Bir taraftan can korkusu, Anneciğim ayetel kürsü ile beni evden gönderiyor arka “sağ” cebimde “astar”dan diktiği “seccade” ben, merdiven altında, “hademe odasında” öğlen ve ikindi namazlarını kılıyorum okulda. Zinhar kazaya bırakmak aklımdan bile geçmiyor çok şükür. Hatta birgün arkasındaki duvara iktidara göre poster koyan “Müdür” beye çıktım. O dönem CHP iktidarda “mescid” istiyoruz dedim rahatca namaz kılabilmek için, kovmuştu beni odasından “okumak da ibadet git kaza et” deyip bir de müftü gibi fetva vermişti. Babam da herhalde çocuklar “bozulmasın, kötü yola düşmesin” diye bizim seçtiğimiz yola ses çıkarmıyor, en azından korurlar kendilerini sağcılıktan solculuktan, esrardan, eroinden diye düşünüyor. Gelgelelim benim içim kaynıyor...
Yine yalnız yalnız eve yürümeye başladığımda ne düşünüyordum zannediyorsunuz...tabii ki Pınarı düşünüyordum, onun kadife sesini...elini hiç tutmamıştım bir sevgili gibi ama yumuşacık, sıcacık elini tutuyordum hep hayalimde. Sarı sarı saçını okşuyordum ellerimle...
Birkaçyıl önce Metin buldu beni...Bir telefon, sekretere demiş ki ben onun liseden arkadaşı Metin Derinsü...aaa benim kankam, bizim metin...O Sosyal demokrattı bense islamcı, o İsveç modeli diyor ben de Hz Ömerin adaleti diyip kardeş kardeş tartışıyoruz o zamanlar. Ama birbirimizi çok seviyoruz. Benim şirketle ilgili Hürriyet’te bir haber çıkmış, şirketimin adından bulmuş beni uğraşıp didinip...Neyse buluştuk, dertleştik,sarıldık, öpüştük...Büyük bir mütahit olmuş daha doğrusu onun tabiriyle “land developer” helal olsun yakışır Metin’e...
Duramadım sordum “Pınar napıyor?” dedim...Pınar bizim sınıftan biriyle evlenmiş, mutsuz olmuş, kocası hergün dövüyormuş benim sarışın melek prensesimi ve boşanmışlar. Nasıl üzüldüm, nasıl dertlendim, elimden gelse bulup eşek sudan gelinceye dek dövecem o oğlanı ve Pınara sahip çıkacağım, ama nafile. Zaten karşısına çıksam tanıyacak mıydı ki beni..Metin’e bile söylemiş değilim ki. Ona bile sorarken birkaç kişinin ismiyle beraber sordum hani çakmasın diye...benden başka kimse bilmiyordu ki Pınara olan aşkımı...
Neyse şimdi en azından biliyorum ki o tekrar evlenmiş, iyi ve umarım bundan böyle de iyi olur...
“Keşke” kadar kötü, anlamsız, pişmanlık dolu, hata dolu bir kelime olamaz ama diyorum ki keşke en azından söyleseydim onu ne kadar sevdiğimi, reddetse, dalga geçse bile en azından “söyledim” derdim ve reddettiği için de belki siler atardım kalbimden onu.
Teşekkür ederim Pınar...bana gençliğimde o tarif edemediğim mutluluğu yaşattığın için... acı da verse uçurduğun için beni, hayalime girdiğin için, rüyamda dolaştığın için, gözümü kapattığımda elimi tuttuğun için... Seni düşünürken duygulanıp, sevinçten ağladım, rahatladım, boşaldım... Sana layık olmak için çok çabaladım, bayramlıklarımı hep senin doğum gününe sakladım biliyor musun?... senin suretinde iyi bir insanı sevdim, ona değer verdim, belki kendime çekidüzen verdim, saçımı taradım, dişimi fırçaladım , belki de hatalarımı senin için hep sorguladım ve düzeltmeye çalıştım... O tutucu, baskılarla ve tabularla dolu hayatımın tek gizli neşesi, tek enerji kaynağı, beni hayata bağlayan atardamarım, serum hortumumdun sen, sığındığım liman... O zaman sevdiğim tek gerçek insan...
Teşekkür ederim sana Pınar, binlerce...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder