KARAR VERME SANATI...
İyi günde, kötü günde, evde, seyehatte Allah eksik etmesin hergün ya elimde ya ekranda Hürriyet ve Sabah gazetelerini mutlaka okurum, Cumartesi, Pazar ve tatil günleri gazete sayısı artar. Bir muhalif gazete (genelde Vatan veya Cumhuriyet), bir iktidar yanlısı gazete (Yeni şafak, Star veya Vakit) bir de mutlaka Taraf...Bence her Türk işadamının o dönemin iktidar yanlısı bir gazeteyi hergün okumasa da arada bir takip etmesi şart; yeni iş imkanları, ihaleler, yurtdışından gelen heyetler, bakanlıkların yeni projeleri...Hepsi önemli şeyler bunlar ve daha çok Ankara’nın ne kadar çok çalıştığını göstermek için yandaş gazetede çıkarlar. Tecrübeli iş adamı Hüseyin Bayraktar’a sorduğunda bir gazeteci “Nasıl zengin oldunuz?” diye, “Resmi gazete okuyarak” demişti kendisi. Eee tabii bütün ihale ilanları orada çünki... Bir de muhalif gazete şart. Ordan da dedikoduları ve gelebilecek tehditleri takip edersiniz, tedbirinizi almaya çalışırsınız.
Gazete okurken en keyif aldığım şeylerin başında yazarlar ve köşe yazıları gelir...
Hıncal’ı hiç kaçırmam; çok sınırlı vaktim varsa bile “hayat ve spor ile ilgili sözler” i okurum bir de varsa fıkrasını...Tabii ki “Pazar neşesi” ve bazen de “yasemin”in seçtikleri. Hıncal’ın sosyal faydaları da saymakla bitmez. Örneğin; Hıncal olmasa Istanbul trafiği ne olurdu bilemem, FSM köprüsünün bitimine Etiler, Emirgan çıkışını onun sayesinde açtılar, bir maganda gördü mü, bir trafik canavarı, hemen korkusuzca plakasını yazar, ihbar eder.
Ne kadar uğraştıysam futbolu kendime sevdirmek için ama beceremedim, o yüzden futbol yorumlarını pek “algılayamıyorum” ama Hıncal bir ermiştir derler ya ne dese yeridir...
Ahmet Hakan; niye yalan söyleyeyim favorilerimden oldu artık, onsuz olmuyor...Ankara dedikoduları, tarihsel takunyalı itirafları felan hoşuma gidiyor...Eee ne de olsa bizde de var az da olsa bu tür itiraflardan. Biraz da ayna gibi benim için o, bakınca kendimi görüyorum biraz...
Nazlı Ilıcak da dikkatimi çekiyor artık, Ankara dedikodularını severiz bizler...Bir de altyapısı “açık” ama muhafazakarlara ılımlı bakan nadir aydınlardan. Tarafsız olabiliyor çoğu zaman eleştirilerinde. Dar kafalı değil...
Seçim zamanı, kaos zamanı Yavuz Donat...”Bakalım Süleyman ağa ne demiş yine”yi merak ediyorsam eğer...
Şükrü Kızılot, neşelenmek ve vergi mevzuatını öğrenmek için...yani “devlet baba başımıza neler getirebilir aman dikkatli olalım”ı merak edenlere...
Ve...Ayşe Arman...ben bu kadına hayranım, hem de yıllardır. Aman Allahım her hafta ayrı bir yaratıcılık, ayrı bir merak... Bir kere yazıları müthiş ter kokuyor, yani çok emek var... İnceliyor, araştırıyor, okuyor, soruyor öyle çıkıyor okurunun karşısına ve hiç kimse umurunda değil. İşini doğru yapıyor. 94 te benimle bir roportaj yapmıştı ve çilekli otobüsleri yazmıştı methede methede bitirememişti reklamlı otobüs projesini. Belki de sevgim öyle mi başladı kendisine bilmiyorum ama olabilir de...Bir de poz vermeyi en iyi bilenlerden. Kesinlikle klasik poz verenlerden değil hani konuğuyla yan yana oturuyorlar aralarında bir çiçek veya birlikte çay içerken felan değil...Konuğuna arkadan sarılmış, plajda, motosikletin üstünde...süper
Osman Müftüoğlu, onu okuyup kaliteli yaşayabilir insan bence. Bilgileri esirgemiyor zaten tek geriye kalan okuyanın iradesi...
Dilek Önder, müthiş bir yazar...bir kere herşeyden önce özgürce yazıyor, kadın erkek ilişkilerinde, seks konusunda içten, rahat ve biraz erkek düşmanı olması da beni cezbediyor herhalde, ayna misali bakıp kendisine yararlanıyoruz...
Ruhat Mengi, Ayşe Özyılmazer, Ruşen Çakır, Süleyman Ateş, bazen de Reha Muhtar...
Evet gelelim konumuza...
Hıncal’da okudum bugün, güzel bir öykü; işte size öyküyü sunuyorum; kopyala yapıştır sağolsun...
Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..
Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok..
Köylü ihtiyarın başına toplanmış..
"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..
İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..
"Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.." Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler..
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara..
"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..
İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..
"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."
"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
.............
Evet gelelim kıssadan hisseye;
Aslında bir kelimeyle özetleyecek kadar kısa; Sabır....
Ama biraz açalım isterseniz;
• Aman ha yukardaki kıssadan çıkardığımız sonuç, kararsızlık en doğru karardır olmasın. Olaylar vuku bulduğunda hüküm vermek için acele etmeyin diyor Lao Tzu. Bakalım arkasından ne çıkacak bu olayın deyin bekleyin sabırla. Kur’an’da da Kehf suresinde birçok örnek var bu konuda. Unutmayın bir yol ayrımı varsa yön seçmek zorundasınız, ortadan gidemezsiniz.
• Zamanında, acele olmayan ama gecikmeyen karar karardır.
• İnsanoğlu acele tahminde bulunmaya, dedikodu etmeye, zan etmeye meyyaldir. Bekle gör...Karar vermek için değil, hüküm vermek için öncelikle biraz bekle ortalık aydınlansın, sis bulutları bir kalksın.
• Lider, herkesin paniklediği ve acele ettiği yerde sakinliğini koruyandır. Bu konuda New York eski belediye başkanı Gulliani’nin 11 Eylül’deki sakinliği ve basiretli kararlarını örnek alabiliriz bir de islam tarihinde savaşçı komutan Halit bin Velid çok büyük örnektir, zaten o yüzdendir ki girdiği hiçbir savaşı kaybetmemiş. Atatürk de İnönü muharebesindeki yenilgiyi duyunca bir yenilgi önemli değil, önemli olan vatanın kurtulmasıdır anlamında “hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır” demiştir.
• Başınıza gelen bir musibet belki de sizin için bir nimettir, bunu zaman gösterecektir.
• Karar vermek ayrı, hüküm vermek ayrı şeylerdir; bir konu hakında hüküm verirseniz duygularınızı yönlendirmiş olursunuz, hızlı hüküm vermek ön yargı ile olur ön yargı da kötü birşeydir, sağlıklı ve adilce bir karar aldırmayabilir insana. Onun için bir konu hakkında hüküm vermeden önyargılarınızdan arınmaya çalışın.
• Duygularımız, düşüncelerimizi oluşturur, düşünceler de eylemlerimizi. Onun için duygularınıza hakim olmaya bakın.
• Eskilerin bir tartışma konusu vardır; saçma bir tartışma...İctihad kapısı kapandı mı açık mı? Dini fetvalarda yani olay bitmiş midir? Yoksa yeni görüşler ortaya atılabilir mi? Yeni fetva yok demek akıl durdu demek. Hani yukarıda diyor ya “karar verdinmi akıl durdu demektir” yeni fetva yoksa, ictihad yok demektir ve akıl durdu demektir. Allah muhafaza...
Sonuç olarak, hikmetli, basiretli “cool” kararlar alabilmemiz gerekir, onun için de acele yok, telaş yok, sinirlenmek yok, kızmak yok, sukuneti elden bırakmak yok, acele hüküm vermek yok...
Doğru karar verebilmek için dikkat ettiğim şeyler vardır benim, onları sıralamak isterim tek tek,
• Kalem kağıt kullanırım; bir T cetveli çizer ve olumlu, olumsuz yanları yazarım. İnsan yazarken doğruları daha net keşfeder.
• Mümkünse güvendiğim birine analizleri yapar, kafamdakileri anlatırım ve kararımı söylerim. İnsan düşünürken ulaşamadığı gerçeklere konuşurken ulaşır. Bu konuştuğunuz kişi sizden daha akıllı olursa ne ala arada analizleriyle kapalı kapılarınızı açar.
• Kalbimin sesini dinlerim ama aklımın dediğini yaparım, bazen de kararım yanlış çıkar o zaman da derim ki bak kalbimin rahat etmediği bir iş yaptım böyle oldu işte...kendimi avutmak için herhalde.
• Fatih Sultan Mehmet, aklımdan geçenleri sakalımın teli bilse sakalımı keserim diyor işte ben de öyleyimdir; gizli tutarım kararımı hatta hedef şaşırtmak için kararımın tersini ihsas ederim, hani hakim ceza vereceği sanığa iyi davranırmış ya...Kararı çok dillendirmemek gerekir.
• Hayatta başımıza gelenler aldığımız kararlarla çok ilgilidir, çünkü karar bir seçimdir ve taraf belirlemedir. Örneğin; Araba alacaksınız hangisini alacağınıza karar vermelisiniz. İsterseniz dökelim mevcut durumu; maaşlı bir çalışansınız ev kirası maaşınızın 1/3’ü, kredi kartınızın asgari tutarı da maaşın 1/3’ü kadar geliyor her ay, geriye kaldı 1/3; o da gıda ve zorunlu ihtiyaçlar vs...o zaman siz taksitle araba alamazsınız. Ya elinizdeki birikmiş paranızla alırsınız ya da taksitsiz ödeyeceğiniz eş dost borçlanmasıyla. Gelelim hangi aracı alacağınıza. Eviniz Fatih’te işyeri Tuzla’da. Aracınız mutlaka dizel yakıtlı olmalı modeli cinsi önemli değil çünkü uzun mesafe yol yapacak. Mesleğiniz, reklamcı veya modellikse aracınız gözkamaştıran cinsinden olmalı, modeli eski olabilir, benzin yakıtlı da olabilir. Yani duruma göre karar ama doğru karar...
• Yeni öğrendiğim bir şey daha var önemli kararlar arefesinde iyi nefes alırım, iyi nefes iyi oksijen demektir, “oksijenin olduğu yerde yanlış olmaz” demişti Nevşah Fidan “doğru nefes alma seminerinde” ne umutsuzluk kalır, ne mutsuzluk, ne kanser hücresi ne de hastalık.
• Aldığınız karardan iş sonuçlanana kadar vazgeçmemelisiniz, bir zaman sonra kararınızın yanlış olduğunu anlasanız dahi geri adım atmak en kötüsü. Aman siz siz olun yanlış karar almayın...
Herşeyi anlamak için zamana ihtiyaç var...
En önemlisi de en sonunda Tanrıya dua edip “aldığım kararı destekle ve beni başarılı kıl ya rab” dediyseniz dua da kabul olursa yaşadınız..
Haydi hayırlı kararlar...
Her işte hayır var, karar yanlış almış olsan bile, yanlış kararda bile hayır var. Acısıyla tatlısıyla kabul edip yaşamak gerek.
YanıtlaSilÇok güzel bir yazı olmuş.