Geçen gün, sonunda Can Dündar’ın eseri “Mustafa” ya gittim sinemada.
Sinemada uzun metrajlı film seyretmek benim için “gıda” mertebesindedir. Nasıl “müzik” ruhun gıdasıysa film izlemek te benim ruhumun gıdası herhalde. İyi filmleri hiç kaçırmam, hatta çok iyi bir filme bıkmadan birkaç kez gittiğim de olmuştur. Kimi zaman filmin yönetmenine bayılırım kimi zaman senaristine; çekim açılarını, ışığı, ses efektlerini ve oyuncuların ustalıklarını hepsini sanki setteymişim gibi analiz eder incelerim. Bir filme ruhu üfleyenlerden birisi de yönetmenidir. İyi bir yönetmen kötü bir senaryoyu muhteşem bir film haline getirebilir ya da harika bir senaryoyu berbat edebilir.
Kiminin de senaryosuna bayılırım her şeyden önce... Film senaryosu apayrı bir yetenek ister; akıcılık, dil, kurgu, yarattığı gizem ve heyecan. Heyecan olmadan sinema filmi olmaz. Hani adam banka soygunu yapıyor ama öyle heyecansız olmaz bu iş; tam o sırada müdüre selam vermek için kasabanın Şerif'i girer ya da oğlan kıza aşık ama filmin ortalarına kadar söyleyemez ya, sen de habire içinden:
“Hadi söylesene, ne duruyorsun?” der durursun. Senaristin amacı seni senaryonun içine sokmaktır, başarmıştır da bunu. Sinema filmi, roman gibidir; seni hiç içinde bulunamayacağın ortamlara sokar, alır uzaklara götürür, yeni insanlar tanırsın, yeni yerler görürsün. Araştırması ve hazırlığında alın teri olan filmlerden çok şeyler öğrenir insan. Ben iyi bir filmden çıkınca kendi kendime: “Vay be...” deyip mırıldandıysam eğer bilin ki benim için “film iyiydi”. Tabii antraktta veya film başladıktan yarım saat sonra salonu terk ettiğim, hiç zevk alamadığım filmler de olmuştur. N'apalım? ne kadar seçerek de gitsek arada bir çıkıyor öylesi de...
Yerli sinemada son 10-15 senedir çok güzel yapıtlar çıktı. Benim favorim ise “Yavuz Turgul” filmleri... Filmin başında bir “abi” gibi elinden tutuyor adam, harika bir yolculuğa çıkıyorsunuz beraberce, heyecan dolu, acı, ızdırap, sevgi, aşk, duygu yüklü bir yolculuk. Sonra tekrar geri getirip bırakıyor sizi eliyle aldığı yere, sağ salim ama daha da heyecan dolu olarak.
Benim çocukluğum ve gençliğim muhafazakar bir mahallede geçti... Her ne kadar ben arada kaçıp gitsem de sinemaya gitmek diye bir şey yoktu bizim mahallede, tiyatro yok, televizyon ise şeytan icadı. İlkokulu Ankara’da okurken daha serbesttik, softalık Erenköy’de başladı demek ki. Ankara, Cebeci meydanındaki sinemaya çok giderdik; kovboy filmleri, Türk filmleri; Türkan Şoraylı, Cüneyt Arkınlı, Cilalı İbo'lu filimler... Bir de en büyük eğlencemiz günde ancak 3-5 saat çalışan siyah beyaz TRT televizyonuydu. Uzay yolu, dedektif Kolombo, haftada bir TV’de sinema. En önemlisi de akşam saat 7'deki Haberler... Herkes suspus olurdu o saatte hatırlıyorum çünkü babam haberleri seyrederken sessizlik isterdi.
İlkokul yılları günlüğümdeki notlarıma baktım geçen, ilkokul yıllarında TV'de film oynadığı gün yazdığım nakarat hep aynıymış; “film güzeldi...” Ben çocukluğumdan beri demek sinema aşığıymışım.
Yıllar geçti, biz ailecek İstanbul'un muhafazakar semti Erenköy'e taşınmıştık, ben de Ortaokul ve Lise'yi orada bitirdim. O günlerde Erenköy’de etrafımızda “etten duvar” abilerimiz vardı. Büyüklerimiz, abilerin amacının gençlerin kumara, uyuşturucuya bulaşmaması, kötü yola düşmemesi gibi ulvi düşünceler olduğunu sanardı ki bizlerin onlarla takılmasını desteklerlerdi. Abilerin organize ettiği Kung-fu ve Judo derslerine giderdik ve bazılarının tarih sohbetlerine katılırdık. Şimdi anımsıyorum da o sohpetlerin kimisinde konuşmacıların bazılarının Cumhuriyet'in kuruluşu ve Osmanlı'nın bitişi hakkında bize anlattıkları tam bir yalanlar silsilesi ve beyin yıkama operasyonuymuş.
Ben, o etten duvar insan tüccarı abilerin gençliğimde anlattıklarını değil gerçekleri araştırıp öğrendikten sonra şunu anladım: Atatürk'ü anlamak hiç zor değil.
Üniversite yıllarımdan sonra Atatürk hakkında bir çok kitap okudum. Beni en çok heyecanlandıranlar şu kitaplar olmuştu: İş Bankası Yayınları'ndan çıkan “Atatürkün Okuduğu Kitaplar”, "Bozkurt”, “Latife Hanım”, "Tek Adam" ve Lord Kinross ve Mango’nun Atatürk kitapları.
Gençliğimde etten duvar çıkarcıların kara propagandalarından kendimi korumak için o zaman yeterli araştırma yapmayıp bunu geciktirdiğim için senden özür diliyorum Büyük Atatürk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder